SEHER ABDAL
19/5/2008 · Kategori: ALEViLiK BEKTASiLiK
SEHER ABDAL Abdal kelimesi Abd-Allah (allah’ın kulu),bedel,Abd-Al (Ehlibeyte hizmet eden ,onların kulu anlamlarına geldiği söylenmektedir.Bunun yanında eski Türk inançlarında Şaman önderlerine Abıdal dendiği de bir gerçektir.Ancak bu kelimenin Tasavvuf dairesinde genel olarak belli bir manevi makama sahip,hatta bazılarına göre tasarruf sahibi veliler olarak kabul edilmektedir.Bu kelimenin Ortadoğu ve diğer bölgelerde ki tasavvufi hayatta da terim olarak kullanıldığına göre Anadolu’da da genel anlamda Abdal kelimesinin Şamanlıkla ilgisinin olmadığı düşüncesindeyim.Ancak bazı Abdal mahlaslı kişilerin aykırı yaşam tarzları bu konuda keskin ifadeler kullanmamıza engeldir. Anadolu’da Abdalan-ı Rum adı altında bir teşkilatlanma mevcuttur.Anadoluda ilk dönem Abdal olarak Abdal Musa,Kumral Abdal,Abdal Murat, gibi dervişler karşımıza çıkmaktadır.Bektaşiliğin henüz bünye kazanmadığı dönemde Abdalan grubu bağımsız dervişler olduğu gibi Kalenderi,Hayderi,Cavlaki,Vefai gibi oluşumların temsilcileri olarak karşımıza çıkar.Bunlar daha çok bıyığını bırakıp,kaşlarını ve sakallarını traş eden zümrelerdir.İslami hassasiyetleri daha zayıf olan bu zümreler şaşırtıcı simaları da tarihe kazandırmışlardır.Şems-i Tebrizi,Kutbiddün Haydar,Tac’ül arifin Ebul Vefa,Barak Baba,Geyikli Baba gibi.Daha sonra Abdallar grubu daha çok Alevi liderlerinin taşıdığı bir mahlas olmuştur. Seher Abdal ise bir Alevi ozanıdır. Şiir tekniği oldukça iyidir. Gerek aruz gerekse hecede ve ele aldığı konuyu yansıtmada başarılı bir şairdir. XVI. Veya XVII. yüzyılda yaşadığı tahmin ediliyor.(1) Nasır Hüsrev’in Saadetnamesini Türkçeye tercüme etmiştir.Bunun yanında Evhadüddin Kirmani’nin menakıbına bir şerh yazdığına dair bilgiler vardır.Nereli olduğu,nasıl yaşadığı hakkında henüz bir bilgi sahibi değiliz.Ancak onun şiirlerinde Seyit Battal gazi’ye bağlı olduğu anlaşılmaktadır.Seyyit Battal gazi öteden beri Anadolunun önemli bir inanç merkezi bir Alevi ocağıdır.Menkıbelerle örülü gerçek hayatı hakkında pek bir bilgi olmayan Seyit Battal Gazi Emeviler döneminde yaşayan ve akıncı birlikleriyle Malatya,Kayseri,Eskişehir civarında cihat ve irşat hareketlerinde bulunan bir mücahittir.Velayetname-i Hacı Bektaş Veli’de Hacı bektaş Veli bu yeri ziyaret ettiği kayıtlıdır.Bu olay üzerine Seyit battal gazinin türbesi hakkında tartışma en azından Alevi-Bektaşi zümrelerce sona ermiştir. Seher Abdal şiirlerinde Seyyti Gazi’yi hürmetle anmaktadır: Seyyid-i Gazi merd-i Hİcâzî Bayram Durbilmez’in verdiği bilgilere göre Seher Abdal 16. yüzyıl şailerindendir.(2) Ona göre 16. yüzyılda yaşayan Abdal mahlaslı halk şairleri şunlardır: “Abdal mahlaslı halk şairlerinin en fazla 16. yüzyılda yaşamış olduğunu görüyoruz. Pir Sultan Abdal, Virân Abdal (Viranî), Muhyiddin Abdal, Kalender Abdal, Koyun Abdal, Hüseyin Abdal, Seher Abdal, Neşter Abdal, Sersem Abdal, Miskin Abdal, Pir Gaib, Meczub Abdal ve Pir Gaib Abdal gibi şairler bu yüzyılda yaşamıştır.” Ayrıca Abdulbaki Gölpınarlı’da Seher Abdal’ı 16-17 yüzyıl şairleri arasında görür. (3) İsmi bazı şiirlerinde sadece Seher veya Seher Derviş olarak geçmektedir.Seherî mahlasının kullanmasının sebebi bizce tesadüfi değildir.Seherî ifadesi genelde tasavvuf-tekke edebi kültüründe geceyi az uykuyla geçiren,ibadet ve tatla geçiren anlamına gelmektedir.İşte şairimiz bize göre bu anlam doğrultusunda Seherî mahlasını kullanmıştır. Şiirlerinde aruz ve hece veznini kullanmıştır.Her iki usuldede başarılıdır.Şiirlerinde kuvvetli bir On İki İmam vurgusunu işlemiştir.Buda yaşadığı dönem itibariyle Osmanlı-Safevi rekabetinin devam ettiği dönemlere denk gelmektedir.Osmanlı ile Alevi tebaa arasında yaşanan gerilimin olduğu bir dönemde halk ozanı dervişler inançlarını en yüksek perdede dile getirirler.Tıpkı Pir Sultan Abdal’ın On İki İmam inancını daha vurgulu bir şekilde dile getirmesi gibi.Seher Abdal’da açıkça Şiilik görülür diyebiliriz.Bazı kaynaklarda Seher Abdal’a ait şu mısralar dolayısıyla Tövbeler, bir dahi ben kimseye etmem kederi Hurufi-Noktavi denilse de kanaatimiz odur ki bu tespit doğru değildir.Zira Seher Abdal’da bu tür ifadeler sıklık arzetmez.Bilindiği üzere Noktavîlik Tasavvufta, harflerin başlangıcı ve sonudur. Harflerin hepsi, noktanın yayılmasından meydana gelir, bu bakımdan harflerin hepsi, noktadadır. Bütün harfler, noktadan ibarettir. İşte tıpkı bunun gibi, bütün varlıkların suretleri, her an Allah'ın bilgisinde ta'ayyün eder, bu ta'ayyün, varlıkların zuhuruna (ortaya çıkmasına) sebep olur. Bu sebeple kâinat, gerçekte taayyün-i zâtî'nin, yani Allah'ın zâtına ait sıfatı olan bilgi (ilim) sinde belirmiş, suretlerin, yokluk âleminde zuhurundan ibarettir ve âlemlerin varlığı izafî (rölatif) varlıktır. Gerçek varlık, yalnızca Allah'ındır. Nokta o, "zatî ta'ayyün" dür, kainat da adeta harflerdir.Bizce burada Seher Abdal’ın Hz. İmam Ali’nin “ben be harfinin altındaki noktayım” sözüne bir telmih vardır. Seher Abdal’la ilgili şiirlerin bulunduğu cönkler Tokat-Zile bölgesinde bulunmuştur. Haci Bektas Veli Arastirma Merkezinde Bulunan Yazılı ve Basma Eserler bölümünde yer alan Faziletnâme-i Cenab-ı Şâh-ı Velâyet (1320-1321) (1904-1905) adını taşıyan eserin bir bölümünde Kaside-i Seher Abdal adlı bir şiir kayıtlıdır.Eserin Mukaddimesinde, "Müellif-i kitab zâhiren ve batınen Derviş Zeynel Abidin Kuddise sırruhu'l-celi vel-hakkı Eğribozî Tosun Baba-zâde Mehmet Yahya gaferallahu lehu hazretleri olduğu bildirilmektedir.(4) Şu ana kadar literatürde Seher Abdal’la ilgili yeterli bir bilgi olmadığı ortadadır.Şayet şairimizin yaşadığı bölge (şayet Seyit Gazi ocağına bağlı ise Eskişehir ve civarında yaşadığı yüksek bir ihtimaldir) veya türbesinin nerede olduğu bilinirse daha aydınlatıcı bilgilere kavuşulacaktır.Biz şairimizin inanç anlayışını ortaya koyan şu şiirlerini vererek bu bahse son veriyorum. -1- vird-i zebânım zikr-i Hudâ'dır Şah-ı cihânım rüh-i revânım Şâh-ı muzaffer Hazret-i Kanber Cânı nebînin serveri dînin Şâh-ı şeriat mîr-i tarîkat Hayder-i safder Şebbir ü Şübber Şâh-ı cihandır ayn-ı ayandır Âl-i Ali'ye eyle tevelli Düşme gümâna varma yabâna Seyyid-i Gazi merd-i Hİcâzî Ey Seher Abdal cümle bu ahval Ol server-i sultân-ı cihan şâh-ı muzaffer Kevser'den eğer nûş edeyim der isen ey can Çâker ola iskender ü Cemşîd ü Ferîdûn Kemter kul olan şâha cihân içre hemîşe Efserdir eğer ister isen menzil-i âlî Hayder'dir eyâ bil ki imâmeyn-i şehîdeyn Şebber şeh-i âdilden ü hem Zeyn-i abâ'dan Ca'fer bize sultân-ı cihân oldu bu yolda Azher olasın gün gibi âlemde-i mü'minin Rehber dahi Hak mîri Taki Şâh nakî'dir Asker olasın sıdk ile Mehdî-i zamâne Mahşerde eğer ister isen fırka-i nâci Serden ne içün havf idesin zâhir ü bâtın Her işte Allah adını idelim yâd Hasen'dir gönlümün tahtında sultan Pederdir Şâh Zeynel'âbidîn'e Muhammed Bâkır'e abd olduk ey yâr İmâm-ı Ca'fer kân-ı hakîkat İmâm-ı Kâzîmî'dir İbn-i Ca'fer Ali Mûsâ Rızâ'dır Heştüm-i pâk Matla'ı seha sahib-i Cud-u Kerem Nakî'dir sâhib-i sırr-ı velâyet Hasen-i Askerî'dir pîşüvamız Muhammed Mehdi'dir hak hüccetullah Gel ey mü'min tevellâ şâha eyle Yezîd'e sed hezâran lâ'net-i Hak Keremli hâcedir Şâh-ı velâyet Erişti Fazl-ı Yezdânî bize evlâd-ı Hayder'den Resûl'e her kim ümmettir sever evlâdını Şâhın Ben ol şehrim dedi Seyyid Ali'dir Bâbuhâ yâ'nî Ali'ye sıdk ile candan eğer tasdik kıldınsa İmam Zeynelâbâ'dan Bâkir oldu mürşid-i kâmil Bilin Mûsi-i Kâzım'dan erer maksûda her tâlib Takî'ye sıdk ile her kim gönül verdiyse ey âkıl Muhammed Mehdi'dir hatm'i İmam lıcağız zâhir Bu zulmâtın sıfâtından eğer kurtulmak istersen Koyub bu şehr-i âfâkı beke mülküne azmeyle Fedâ kıl cânını Şâh'ın yolunda ey Seher tâ kim Teberrâ eyle müşrikten hezâran cân ile dâim 5- 1- Yrd.Doç.Doğan KAYA,Seher Abdal maddesi. 2- Bayram Durbilmez Türk Kültüründe Abdallar ve Abdal Mahlaslı Halk Şairler 3- Abdülbaki Gölpınarlı,Alevi-Bektaşi Şiirleri 4- Dr. Gıyasettin AYTAŞ, Haci Bektas Veli Arastirma Merkezinde Bulunan Yazi ve Basma Eserler / Faziletnâme-i Cenab-ı Şâh-ı Velâyet 5- Yrd.Doç.Doğan Kaya Arşivindeki cönkler (Zile/350-351-352).
Hazret-i Hak'ka geçti niyâzı
Kâtil-i küffâr Hayder-i Kerrâr
Oldu bu halka rahmet-i Rahman
Yürü ey zülf-i siyah, noktadan aldım haberi.
Sanma bu cânım mürg-i hoş elhan
Na't-i Nebî'dir medh-i Ali'dir
Şâh-ı Velîdir cân ile cânan
Cism ile cânım dîn ü imânım
Şâh-ı muallâ aliyyül-a'lâ
Mevli-i Mevlâ Hâdi-i Rahman
Haşr gününde sâki-i Kevser
Şâh-ı velâyet n3ur-i hidâyet
Keşf ü kerâmet hüccet ü bürhan
Rehberi oldu ehl-i yakînin
Ol veliyyullah mazher-ı Allah
Oldu hakîkat cümleye irfân
Oldu İmâm-ı ehl-i hakîkat
Şâhid ü meşhud âbid ü ma'bud
Cümleye maksud server-i merdan
Zeynelâbâ'dır Bâkır ü Ca'fer
Kâmil ü âlim ilm ile kaim
Mûsi-i Kâzım Şâh-ı Horasan
İlm-i ledünne gevher-i kândır
Oldu Takî'den Şâh Naki'den
Şâh Askerî2den Mehdi-i devran
Sevmeyene sen söyle teberrî
Nâkıs u ahmak bâtıl-ı nâhak
Kâfir-i mutlak Şimr ile Mervan
Eyle tevellâ şâh-ı cihâna
Cism ile canda sakla bu tende
Zerrece sende kalmaya isyan
Hazret-i Hak'ka geçti niyâzı
Kâtil-i küffâr Hayder-i Kerrâr
Oldu bu halka rahmet-i Rahman
elde hidâyet keşf ola ahval
Çekme melâmet ere selâmet
Kıldı inâyet Hazret-i Sultan
-2-
Yâ'ni ki Ali vâli-i Hak Sâki-i Kevser
Dergâh-ı muallâsın koy cân ile çâker
Şol kimseye kim Şâh'a ola bende-i kemter
Neyler kemer-i şâhı nider tâc ile efser
Gel levh-i dilin üstüne ur sikke-i Hayder
Ya'nî ki Hasen biri Hüseyn Şebbir ü Şebber
Ferzend-i hakîkat biliniz Bâkır u Ca'fer
Hem server-i din Mûsi-i Kâzım şeh-i azher
Ger ola sana şâh-ı Horâsan reh ü rehber
Olda dü cihan içre Hasen Askeri server
Tut kavlini Şâh'ın kim odur şâfi'-i mahşer
Gel ey Seherî medh-i Ali söyle serâser
Şemşîr sözün Hârici'nin bağrına hançer
-3-
Kılalım Mustafâ medhini bünyâd
Muhibb-i Murtezâ'yız abd-i evlâd
Bil ey mü'min olasın gamden âzâd
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustafâ'dır
İmân-ı muktedâ-yi kâmil insan
Hakîkat âleminde cân ü cânan
Bilin kimdir diyrm ey kâmil insan
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Haîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır
Erenler serveri ehl-i yakîne
Gerektir cân ü dilden ehl-i dîne
Kul olmak kanberî'nin kanberine
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustafâ'dır
Getürdük cân ile ol şâha ikrâr
Cihanda yok bulardan gayri deyyâr
bu medhi söylerim dilimde tekrâr
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustafâ'dır
Aın fermânıdır ilm-i şerîat
Ki nutkundan zuhûr etti tarîkat
Hem oldur menba'-i ilm-i hakîkat
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustafâ'dır
Odur mü'minlere hâdi-i rehber
Okur ins ile cin medhin serâser
Resûl evlâdıdır hem medh-i Hayder
Hüseyn ibn-i Ali sırrı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır
Anın aşkına seyrân eyler eflâk
Kıl ey mü'min bu yolda cânını hâk
Bilin kimdir bular ey ehl-i idrâk
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustafâ'dır
İmâm-ı pîşüvâdır her dü âlem
Habîb-i ins ü cin sertâc-ı âdem
Ana bîat kılanlar çekmeye gam
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır
Hem oldur Kâşif-i tefsir-i âyet
Velâyet menba'ıdır b3i nihâyet
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır
İmâm-ı muktedâdır rehnümâmız
Çerağ-ı âlemi bedr-i düçamız
İmâm-ı din şehid-i Kerbelâ'mız
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır
Yakindir kim zuhûr ede ki ol şah
Bu âlem halkı ola cümle âgâh
Sücûd ide yüzüne mihr ile mâh
Hüseyn ibn-i ALi sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır
Teberrâ düşmen-i evlâda eyle
Hudâ Kur'ân içinde dedi bile
Var imdi cân ile bu medhi söyle
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır
Hani Mervân ü Şimr-i nahs-i mutlak
Şehîd eylediler evlâdı nâhak
Şehitler serveri sultân-ı ber hak
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habibi nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır
Niyâz ile temennâ kıl be-gayet
Erişe ey Seher vakt-i hikâyet
kaçan yâd olsa ismi er salevat
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustafâ'dır
-4-
Alub nûş eyledik vahdet meyin Sâkî-i Kevser'den
İkisi nûr-i vâhiddir olur bir pâk gevherden
Anınçün bil zuhûr etti Muhammed Ali ol dürden
Şefâat ola mahşerde sana Şebbîr ü Şübber'den
Eğer hak mezheb istersen yüzün döndürme Ca'fer'den
İmâm-ı heştüm ol şâh-ı Horasan nesl-i Hayder'den
Nakî'den feth ola ma'nâ hidâyet ire Asker'den
Cihanda kalmaya bir şey Yezîd ü gebr ü kâferden
Fenâ dünyâyı terk eyle elin çek sîm ile zerden
Erişe şerbet-i Bâkî sana Sâkî-i Kevser'sen
Mevâlî meşreb ol ismin yuyulmasın bu defterden
Teberrâ eyle ey mü'min gelüb Mevlâ-yı Kamber'den
Pîş(i)vâ olup âlemde yol tarîk ta'lim eden
Miskiniyim ol sultanın kulu derviş den bana
Erenler er derdi ana verip ikrârın bilene
Kadîm et dest-i damanın eli derviş den bana
Sığınırım Sübhan'ınıma suçuma kalmaz deyi
Nutk-ı Gani sırr-ı Settar yüzüme gelmez deyi
İşbu demde ağlamayan o demde gülmez deyi
Nâ-şâd akar dü-çeşmimden seli derviş den bana
Nice canlar dü âlemde ber-murad almış durur
Veçhini bildirmiş ana kendini bilmiş durur
Sen Hakk'ı hazır görmezsen Hak seni hazır görür
Evsiz sanman bu dükkanı dolu derviş den bana
Bir yare ki azgın ola melhem koya teniye
Yareyi bilmeyen tabip zor eder ki emleye
Ahmak oldur dü-cihanda beş gün için gam yiye
Dilemem dünya devleti malı derviş den bana
Tabip eydür bir kuluna kendi vere yarayı
Sen yarayı aziz tut ki bir gün bulur çareyi
Bu felek gafil göçürür çok uzatma arayı
Günbegün pîre yakın et yolu derviş den bana
Ben garibim şehr içinde yalvarıp ilâhıma
Kullukta isyanım çoktur kalmaya günahıma
Bir amelim yaramazsa erenler dergahına
Giyinmem hırkayı tacı şalı derviş diyen bana
SEHER ABDAL seher ile Hakk'a secde kıldığım
Uzak değil "ayn-el-yakin" Hak özümde bulduğum
Acep dostlar bildi m’ola ki melâmet olduğum
Neylerim ar-ı namus arı derviş diyen bana (5)