SEHER ABDAL


19/5/2008 · Kategori: ALEViLiK BEKTASiLiK

 

 

SEHER ABDAL

 

          Abdal kelimesi Abd-Allah (allah’ın kulu),bedel,Abd-Al (Ehlibeyte hizmet eden ,onların kulu anlamlarına geldiği söylenmektedir.Bunun yanında eski Türk inançlarında Şaman önderlerine Abıdal dendiği de bir gerçektir.Ancak bu kelimenin Tasavvuf dairesinde genel olarak belli bir manevi makama sahip,hatta bazılarına göre tasarruf sahibi veliler olarak kabul edilmektedir.Bu kelimenin Ortadoğu ve diğer bölgelerde ki tasavvufi hayatta da terim olarak kullanıldığına göre Anadolu’da da genel anlamda Abdal kelimesinin Şamanlıkla ilgisinin olmadığı düşüncesindeyim.Ancak bazı Abdal mahlaslı kişilerin aykırı yaşam tarzları bu konuda keskin ifadeler kullanmamıza engeldir.

 

            Anadolu’da Abdalan-ı Rum adı altında bir teşkilatlanma mevcuttur.Anadoluda ilk dönem  Abdal olarak  Abdal Musa,Kumral Abdal,Abdal Murat, gibi dervişler karşımıza çıkmaktadır.Bektaşiliğin henüz bünye kazanmadığı dönemde Abdalan grubu bağımsız dervişler olduğu gibi Kalenderi,Hayderi,Cavlaki,Vefai gibi oluşumların temsilcileri olarak karşımıza çıkar.Bunlar daha çok bıyığını bırakıp,kaşlarını ve sakallarını traş eden zümrelerdir.İslami hassasiyetleri daha zayıf olan bu zümreler şaşırtıcı simaları da tarihe kazandırmışlardır.Şems-i Tebrizi,Kutbiddün Haydar,Tac’ül arifin Ebul Vefa,Barak Baba,Geyikli Baba gibi.Daha sonra Abdallar grubu daha çok Alevi liderlerinin  taşıdığı bir mahlas olmuştur.

 

            Seher Abdal ise bir Alevi ozanıdır. Şiir tekniği oldukça iyidir. Gerek aruz gerekse hecede ve ele aldığı konuyu yansıtmada başarılı bir şairdir. XVI. Veya XVII. yüzyılda yaşadığı tahmin ediliyor.(1) Nasır Hüsrev’in Saadetnamesini Türkçeye  tercüme etmiştir.Bunun yanında Evhadüddin Kirmani’nin menakıbına bir şerh yazdığına dair bilgiler vardır.Nereli olduğu,nasıl yaşadığı hakkında henüz bir bilgi sahibi değiliz.Ancak onun şiirlerinde Seyit Battal gazi’ye bağlı olduğu anlaşılmaktadır.Seyyit Battal gazi öteden beri Anadolunun önemli bir inanç merkezi bir Alevi ocağıdır.Menkıbelerle örülü gerçek hayatı hakkında pek bir bilgi olmayan Seyit Battal Gazi Emeviler döneminde yaşayan ve akıncı birlikleriyle Malatya,Kayseri,Eskişehir civarında cihat ve irşat hareketlerinde bulunan  bir mücahittir.Velayetname-i Hacı Bektaş Veli’de Hacı bektaş Veli bu yeri ziyaret ettiği kayıtlıdır.Bu olay üzerine Seyit battal gazinin türbesi hakkında tartışma en azından Alevi-Bektaşi zümrelerce sona ermiştir. Seher Abdal şiirlerinde Seyyti Gazi’yi hürmetle anmaktadır:

                                               Seyyid-i Gazi merd-i Hİcâzî
                                               Hazret-i Hak'ka geçti niyâzı
                                               Kâtil-i küffâr Hayder-i Kerrâr
                                               Oldu bu halka rahmet-i Rahman

         Bayram Durbilmez’in verdiği bilgilere göre Seher Abdal 16. yüzyıl şailerindendir.(2) Ona göre 16. yüzyılda yaşayan Abdal mahlaslı halk şairleri şunlardır: “Abdal mahlaslı halk şairlerinin en fazla 16. yüzyılda yaşamış olduğunu görüyoruz. Pir Sultan Abdal, Virân Abdal (Viranî), Muhyiddin Abdal, Kalender Abdal, Koyun Abdal, Hüseyin Abdal, Seher Abdal, Neşter Abdal, Sersem Abdal, Miskin Abdal, Pir Gaib, Meczub Abdal ve Pir Gaib Abdal gibi şairler bu yüzyılda yaşamıştır.” Ayrıca Abdulbaki Gölpınarlı’da Seher Abdal’ı 16-17 yüzyıl şairleri arasında görür. (3)  İsmi bazı şiirlerinde sadece Seher veya Seher Derviş olarak geçmektedir.Seherî mahlasının kullanmasının sebebi bizce tesadüfi değildir.Seherî ifadesi genelde tasavvuf-tekke edebi kültüründe geceyi az uykuyla geçiren,ibadet ve tatla geçiren anlamına gelmektedir.İşte şairimiz bize göre bu anlam doğrultusunda Seherî mahlasını kullanmıştır. 

 

            Şiirlerinde aruz ve hece veznini kullanmıştır.Her iki usuldede başarılıdır.Şiirlerinde kuvvetli bir On İki İmam vurgusunu işlemiştir.Buda yaşadığı dönem itibariyle Osmanlı-Safevi rekabetinin devam ettiği dönemlere denk gelmektedir.Osmanlı ile Alevi tebaa arasında yaşanan gerilimin olduğu bir dönemde halk ozanı dervişler inançlarını en yüksek perdede dile getirirler.Tıpkı Pir Sultan Abdal’ın On İki İmam inancını daha vurgulu bir şekilde dile getirmesi gibi.Seher Abdal’da açıkça Şiilik görülür diyebiliriz.Bazı kaynaklarda Seher Abdal’a ait şu mısralar dolayısıyla 

 

      Tövbeler, bir dahi ben kimseye etmem kederi
      Yürü ey zülf-i siyah, noktadan aldım haberi.

 

            Hurufi-Noktavi denilse de kanaatimiz odur ki bu tespit doğru değildir.Zira Seher Abdal’da bu tür ifadeler sıklık arzetmez.Bilindiği üzere Noktavîlik Tasavvufta, harflerin başlangıcı ve sonudur. Harflerin hepsi, noktanın yayılmasından meydana gelir, bu bakımdan harflerin hepsi, noktadadır. Bütün harfler, noktadan ibarettir. İşte tıpkı bunun gibi, bütün varlıkların suretleri, her an Allah'ın bilgisinde ta'ayyün eder, bu ta'ayyün, varlıkların zuhuruna (ortaya çıkmasına) sebep olur. Bu sebeple kâinat, gerçekte taayyün-i zâtî'nin, yani Allah'ın zâtına ait sıfatı olan bilgi (ilim) sinde belirmiş, suretlerin, yokluk âleminde zuhurundan ibarettir ve âlemlerin varlığı izafî (rölatif) varlıktır. Gerçek varlık, yalnızca Allah'ındır. Nokta o, "zatî ta'ayyün" dür, kainat da adeta harflerdir.Bizce burada Seher Abdal’ın Hz. İmam Ali’nin “ben be harfinin altındaki noktayım” sözüne bir telmih vardır.

 

              Seher Abdal’la ilgili şiirlerin bulunduğu cönkler Tokat-Zile bölgesinde bulunmuştur. Haci Bektas Veli Arastirma Merkezinde Bulunan Yazılı ve Basma Eserler bölümünde yer alan Faziletnâme-i Cenab-ı Şâh-ı Velâyet (1320-1321) (1904-1905) adını taşıyan eserin bir bölümünde Kaside-i Seher Abdal adlı bir şiir kayıtlıdır.Eserin Mukaddimesinde, "Müellif-i  kitab  zâhi­ren ve batınen Derviş Zeynel Abidin  Kuddise sırruhu'l-celi vel-hakkı Eğribozî Tosun Baba-zâde Mehmet Yahya gaferallahu lehu  hazretleri olduğu bildirilmektedir.(4) Şu ana kadar literatürde Seher Abdal’la ilgili yeterli bir bilgi olmadığı ortadadır.Şayet şairimizin yaşadığı bölge (şayet Seyit Gazi ocağına bağlı ise Eskişehir ve civarında yaşadığı yüksek bir ihtimaldir) veya türbesinin nerede olduğu bilinirse daha aydınlatıcı bilgilere kavuşulacaktır.Biz şairimizin inanç anlayışını ortaya koyan şu şiirlerini vererek bu bahse son veriyorum.



-1-

vird-i zebânım zikr-i Hudâ'dır
Sanma bu cânım mürg-i hoş elhan
Na't-i Nebî'dir medh-i Ali'dir
Şâh-ı Velîdir cân ile cânan

Şah-ı cihânım rüh-i revânım
Cism ile cânım dîn ü imânım
Şâh-ı muallâ aliyyül-a'lâ
Mevli-i Mevlâ Hâdi-i Rahman

Şâh-ı muzaffer Hazret-i Kanber
Haşr gününde sâki-i Kevser
Şâh-ı velâyet n3ur-i hidâyet
Keşf ü kerâmet hüccet ü bürhan

Cânı nebînin serveri dînin
Rehberi oldu ehl-i yakînin
Ol veliyyullah mazher-ı Allah
Oldu hakîkat cümleye irfân

Şâh-ı şeriat mîr-i tarîkat
Oldu İmâm-ı ehl-i hakîkat
Şâhid ü meşhud âbid ü ma'bud
Cümleye maksud server-i merdan

Hayder-i safder Şebbir ü Şübber
Zeynelâbâ'dır Bâkır ü Ca'fer
Kâmil ü âlim ilm ile kaim
Mûsi-i Kâzım Şâh-ı Horasan

Şâh-ı cihandır ayn-ı ayandır
İlm-i ledünne gevher-i kândır
Oldu Takî'den Şâh Naki'den
Şâh Askerî2den Mehdi-i devran

Âl-i Ali'ye eyle tevelli
Sevmeyene sen söyle teberrî
Nâkıs u ahmak bâtıl-ı nâhak
Kâfir-i mutlak Şimr ile Mervan

Düşme gümâna varma yabâna
Eyle tevellâ şâh-ı cihâna
Cism ile canda sakla bu tende
Zerrece sende kalmaya isyan

Seyyid-i Gazi merd-i Hİcâzî
Hazret-i Hak'ka geçti niyâzı
Kâtil-i küffâr Hayder-i Kerrâr
Oldu bu halka rahmet-i Rahman

Ey Seher Abdal cümle bu ahval
elde hidâyet keşf ola ahval
Çekme melâmet ere selâmet
Kıldı inâyet Hazret-i Sultan



-2-

Ol server-i sultân-ı cihan şâh-ı muzaffer
Yâ'ni ki Ali vâli-i Hak Sâki-i Kevser

Kevser'den eğer nûş edeyim der isen ey can
Dergâh-ı muallâsın koy cân ile çâker

Çâker ola iskender ü Cemşîd ü Ferîdûn
Şol kimseye kim Şâh'a ola bende-i kemter

Kemter kul olan şâha cihân içre hemîşe
Neyler kemer-i şâhı nider tâc ile efser

Efserdir eğer ister isen menzil-i âlî
Gel levh-i dilin üstüne ur sikke-i Hayder

Hayder'dir eyâ bil ki imâmeyn-i şehîdeyn
Ya'nî ki Hasen biri Hüseyn Şebbir ü Şebber

Şebber şeh-i âdilden ü hem Zeyn-i abâ'dan
Ferzend-i hakîkat biliniz Bâkır u Ca'fer

Ca'fer bize sultân-ı cihân oldu bu yolda
Hem server-i din Mûsi-i Kâzım şeh-i azher

Azher olasın gün gibi âlemde-i mü'minin
Ger ola sana şâh-ı Horâsan reh ü rehber

Rehber dahi Hak mîri Taki Şâh nakî'dir
Olda dü cihan içre Hasen Askeri server

Asker olasın sıdk ile Mehdî-i zamâne
Tut kavlini Şâh'ın kim odur şâfi'-i mahşer

Mahşerde eğer ister isen fırka-i nâci
Gel ey Seherî medh-i Ali söyle serâser

Serden ne içün havf idesin zâhir ü bâtın
Şemşîr sözün Hârici'nin bağrına hançer



-3-

Her işte Allah adını idelim yâd
Kılalım Mustafâ medhini bünyâd
Muhibb-i Murtezâ'yız abd-i evlâd
Bil ey mü'min olasın gamden âzâd
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustafâ'dır

Hasen'dir gönlümün tahtında sultan
İmân-ı muktedâ-yi kâmil insan
Hakîkat âleminde cân ü cânan
Bilin kimdir diyrm ey kâmil insan
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Haîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır

Pederdir Şâh Zeynel'âbidîn'e
Erenler serveri ehl-i yakîne
Gerektir cân ü dilden ehl-i dîne
Kul olmak kanberî'nin kanberine
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustafâ'dır

Muhammed Bâkır'e abd olduk ey yâr
Getürdük cân ile ol şâha ikrâr
Cihanda yok bulardan gayri deyyâr
bu medhi söylerim dilimde tekrâr
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustafâ'dır

İmâm-ı Ca'fer kân-ı hakîkat
Aın fermânıdır ilm-i şerîat
Ki nutkundan zuhûr etti tarîkat
Hem oldur menba'-i ilm-i hakîkat
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustafâ'dır

İmâm-ı Kâzîmî'dir İbn-i Ca'fer
Odur mü'minlere hâdi-i rehber
Okur ins ile cin medhin serâser
Resûl evlâdıdır hem medh-i Hayder
Hüseyn ibn-i Ali sırrı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır

Ali Mûsâ Rızâ'dır Heştüm-i pâk
Anın aşkına seyrân eyler eflâk
Kıl ey mü'min bu yolda cânını hâk
Bilin kimdir bular ey ehl-i idrâk
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustafâ'dır

Matla'ı seha sahib-i Cud-u Kerem
İmâm-ı pîşüvâdır her dü âlem
Habîb-i ins ü cin sertâc-ı âdem
Ana bîat kılanlar çekmeye gam
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır

Nakî'dir sâhib-i sırr-ı velâyet
Hem oldur Kâşif-i tefsir-i âyet
Velâyet menba'ıdır b3i nihâyet
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır

Hasen-i Askerî'dir pîşüvamız
İmâm-ı muktedâdır rehnümâmız
Çerağ-ı âlemi bedr-i düçamız
İmâm-ı din şehid-i Kerbelâ'mız
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır

Muhammed Mehdi'dir hak hüccetullah
Yakindir kim zuhûr ede ki ol şah
Bu âlem halkı ola cümle âgâh
Sücûd ide yüzüne mihr ile mâh
Hüseyn ibn-i ALi sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır

Gel ey mü'min tevellâ şâha eyle
Teberrâ düşmen-i evlâda eyle
Hudâ Kur'ân içinde dedi bile
Var imdi cân ile bu medhi söyle
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır

Yezîd'e sed hezâran lâ'net-i Hak
Hani Mervân ü Şimr-i nahs-i mutlak
Şehîd eylediler evlâdı nâhak
Şehitler serveri sultân-ı ber hak
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habibi nûr-i çeşm-i Mustefâ'dır

Keremli hâcedir Şâh-ı velâyet
Niyâz ile temennâ kıl be-gayet
Erişe ey Seher vakt-i hikâyet
kaçan yâd olsa ismi er salevat
Hüseyn ibn-i Ali sırr-ı Hudâ'dır
Habîb-i nûr-i çeşm-i Mustafâ'dır



-4-

Erişti Fazl-ı Yezdânî bize evlâd-ı Hayder'den
Alub nûş eyledik vahdet meyin Sâkî-i Kevser'den

Resûl'e her kim ümmettir sever evlâdını Şâhın
İkisi nûr-i vâhiddir olur bir pâk gevherden

Ben ol şehrim dedi Seyyid Ali'dir Bâbuhâ yâ'nî
Anınçün bil zuhûr etti Muhammed Ali ol dürden

Ali'ye sıdk ile candan eğer tasdik kıldınsa
Şefâat ola mahşerde sana Şebbîr ü Şübber'den

İmam Zeynelâbâ'dan Bâkir oldu mürşid-i kâmil
Eğer hak mezheb istersen yüzün döndürme Ca'fer'den

Bilin Mûsi-i Kâzım'dan erer maksûda her tâlib
İmâm-ı heştüm ol şâh-ı Horasan nesl-i Hayder'den

Takî'ye sıdk ile her kim gönül verdiyse ey âkıl
Nakî'den feth ola ma'nâ hidâyet ire Asker'den

Muhammed Mehdi'dir hatm'i İmam lıcağız zâhir
Cihanda kalmaya bir şey Yezîd ü gebr ü kâferden

Bu zulmâtın sıfâtından eğer kurtulmak istersen
Fenâ dünyâyı terk eyle elin çek sîm ile zerden

Koyub bu şehr-i âfâkı beke mülküne azmeyle
Erişe şerbet-i Bâkî sana Sâkî-i Kevser'sen

Fedâ kıl cânını Şâh'ın yolunda ey Seher tâ kim
Mevâlî meşreb ol ismin yuyulmasın bu defterden

Teberrâ eyle müşrikten hezâran cân ile dâim
Teberrâ eyle ey mü'min gelüb Mevlâ-yı Kamber'den

5-

Pîş(i)vâ olup âlemde yol tarîk ta'lim eden
Miskiniyim ol sultanın kulu derviş den bana
Erenler er derdi ana verip ikrârın bilene
Kadîm et dest-i damanın eli derviş den bana

Sığınırım Sübhan'ınıma suçuma kalmaz deyi
Nutk-ı Gani sırr-ı Settar yüzüme gelmez deyi
İşbu demde ağlamayan o demde gülmez deyi
Nâ-şâd akar dü-çeşmimden seli derviş den bana

Nice canlar dü âlemde ber-murad almış durur
Veçhini bildirmiş ana kendini bilmiş durur
Sen Hakk'ı hazır görmezsen Hak seni hazır görür
Evsiz sanman bu dükkanı dolu derviş den bana

 

 


Bir yare ki azgın ola melhem koya teniye
Yareyi bilmeyen tabip zor eder ki emleye
Ahmak oldur dü-cihanda beş gün için gam yiye
Dilemem dünya devleti malı derviş den bana

Tabip eydür bir kuluna kendi vere yarayı
Sen yarayı aziz tut ki bir gün bulur çareyi
Bu felek gafil göçürür çok uzatma arayı
Günbegün pîre yakın et yolu derviş den bana

Ben garibim şehr içinde yalvarıp ilâhıma
Kullukta isyanım çoktur kalmaya günahıma
Bir amelim yaramazsa erenler dergahına
Giyinmem hırkayı tacı şalı derviş diyen bana

SEHER ABDAL seher ile Hakk'a secde kıldığım
Uzak değil "ayn-el-yakin" Hak özümde bulduğum
Acep dostlar bildi m’ola ki melâmet olduğum
Neylerim ar-ı namus arı derviş diyen bana (5)

 

                                                                                                                                            

1-                 Yrd.Doç.Doğan KAYA,Seher Abdal maddesi.

2-                 Bayram Durbilmez Türk Kültüründe Abdallar ve Abdal Mahlaslı Halk Şairler

3-                 Abdülbaki Gölpınarlı,Alevi-Bektaşi Şiirleri

4-                 Dr. Gıyasettin AYTAŞ, Haci Bektas Veli Arastirma Merkezinde Bulunan Yazi ve        Basma Eserler  /  Faziletnâme-i Cenab-ı Şâh-ı Velâyet

5-                 Yrd.Doç.Doğan Kaya Arşivindeki cönkler (Zile/350-351-352).

Yorum (yok) Yorum yaz!

HACI BEKTAŞ VELİ - 20 ALTIN ÖĞÜT


11/10/2007 · Kategori: ALEViLiK BEKTASiLiK

HACI BEKTAŞ VELİ - 20 ALTIN ÖĞÜT

 

 

v    Ya sen Kuran içre olasın Kuran taşra kalmasın.Ya da Kuran senden içre olsun;şartın tutsun.Dava bir bütün olsun.

 

v    Arifler hem arıdır, hem arıtıcı.

 

v    Bir olalım, iri olalım, diri olalım.

 

v    Çalışmadan geçinenler bizden değildir

 

v    Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan.

 

v    Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız

 

v    Eline, beline, diline sahip ol!

 

v    En büyük keramet çalışmaktır

 

v    İki nesne en büyüktür: Bilgi ve yumuşaklık. Bilgi ile doğruya yol görünür, yumuşaklık ile insanlara katlanılır.

 

v    İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır

 

v    İslamın temeli ahlak, ahlakın özü bilgi, bilginin özü akıldır

 

v    Marifet, nefsi silmek değil, bilmektir

 

v    Mülk alimin şeytanıdır

 

v    Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine

 

v    Oturduğun yeri pak et, kazandığın lokmayı hak et

 

v    Nebiler veliler insanlığa Tanrının hediyesidir.

 

v    Mürşitlik, alıcılık değil vericiliktir.

 

v    Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.

 

v    Murada ermek sabır iledir

 

v    Sabah namazı çocukluk haline benzer.öğle namazı buluğ haline,ikindi namazı olgunluk haline benzer.Akşam namazı yaşlılık çağına yatsı namazı ise ecel vaktine benzer.

Yorum (2) Yorum yaz!

HALİFENİN SOFRASI (ÖYKÜ)


29/9/2006 · Kategori: ALEViLiK BEKTASiLiK

HALİFENİN SOFRASI

Şerik bin Abdullah Nahdi, hicri ikinci asrın tanınmış fakihlerindendi. İlim ve takvasıyla bilinirdi. Abbasi halifesi Mehdi bin Mansur’un, kadılık makamını, Şerik’e devretmeye çok alaka ve isteği vardı. Fakat Şerik bin Abdullah, kendisini zülmün tezgahından kurtarmak için, bu yükü yüklenmiyordu. Halife, onlara hocalık yapmasını arzuluyordu. Şerik ise bu işi kabul etmiyor, sahip olduğu hür ve fakirane yaşamına kanaat ediyordu.

Bir gün halife onu istedi ve: “Bu gün, şu üç işten, birini kabul etmen gerekir. Ya kadılık makamının sorumlusu olursun, ya çocukların talim ve terbiyesini kabul edersin veyahut da bugün öğle yemeğinde benimle olur soframızın başında oturursun dedi:

Şerik, kendi kendine düşündü ve: Şimdi bu üç işten birini yapmak zorunda olduğuma göre üçüncüsü benim için de daha kolaydır, dedi.

Bunun yanı sıra halife, mutfak müdürüne bu gün Şerik için yemeklerin en lezizini”hazırla diye emretti. Beyin, nebat ve balla hazırlanmış, rengarenk yemekler hazırladılar ve sofrayı getirdiler. O zamana kadar, böylesine bir yemek görmemiş ve yememiş olan Şerik, sonsuz bir iştahla, karnını doyurdu.

Sofracı başı halifenin kulağına “Allah’a yemin ederim ki, artık bu adam, kurtuluş yüzü görmeyecek” dedi.

Uzun zaman sürmedi ki Şerik’in, halifenin çocuklarını talimi görevini aldığını, kadılık makamını da kabul ettiğini ve Beytülmaldan kendisine muayyen bir maaş tayin edildiğini gördüler.

Bir gün Mutemetle arasında bir tartışma oldu. Mutemet; ona “bize buğday mı sattın ki bu kadar diretiyorsun?” diye sordu.

Şerik: “Size buğdaydan daha değerli bir şey sattım, o da dinimdi” dedi.

Yorum (1) Yorum yaz!

RAMAZAN ORUCU İLE İLGİLİ HADİSLER


28/9/2006 · Kategori: ALEViLiK BEKTASiLiK

RAMAZAN AYI VE ORUÇ


Bismillahirrahmanirrahim

“Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.”

1- Rahmet, Mağfiret ve Bereket Ayı
Emir’ul-Muminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem) bir gün bize hitaben şöyle buyurdular:
“Ey insanlar! Allah’ın ayı (Ramazan) bereket, rahmet ve mağfiretle size ulaşmaktadır. Bu ay Allah katında ayların en üstünü, gündüzleri gündüzlerin en değerlisi, geceleri gecelerin en faziletlisi, saatleri de saatlerin en kıymetlisidir. Bu ayda sizler Allah’ın ziyafetine davet olunmuş ve Allah’ın ikramına layık kimselerden kılınmışsınız. Bu ayda nefesleriniz. tesbih ve uykunuz ibadet sayılır; amelleriniz kabul, dualarınız da müstecab olur. Öyleyse sadık bir niyet ve temiz bir kalple Allah’tan dileyin ki, sizi bu ayın orucunu tutmaya ve Allah’ın kitabını tilavet etmeye muvaffak kılsın.
Bu büyük ayda kim Allah’ın mağfiretinden mahrum kalırsa, gerçekten de bedbahttır. Bu ayda tahammül ettiğiniz açlık ve susuzluğunuzla kıyamet gününün açlık ve susuzluğunu hatırlayın. Fakir ve biçarelere sadaka verin; büyüklerinize saygı gösterin; dillerinizi (haram olan şeylerden) koruyun; gözlerinizi helal olmayan şeylere kapatın ve dinlenilmesi helal olmayan şeylere kulaklarınızı tıkayın.
Başkalarının yetimlerine şefkatli davranın ki, onlar da sizin yetimlerinize şefkatli davransınlar. Günahlarınızdan tövbe edip Allah’a yönelin. Namaz vakitlerinde ellerinizi O’na doğru kaldırarak duada bulunun; çünkü namaz vakitleri saatlerin en üstünüdür. Allah-u Teala bu vakitlerde kullarına rahmetiyle bakar; niyazda bulunurlarsa icabet eder; çağırırlarsa “lebbeyk” der; dua ederlerse kabul eder.
Ey insanlar! Doğrusu ruhlarınız, amellerinizin elinde rehine durumundadır; öyleyse yüce Allah’tan âf ve bağışlanma isteyerek ruhlarınızı hürriyete kavuşturun. Sırtlarınız günahlarla ağırlaşmış, secdelerinizi uzatarak bu ağır yükü hafifletin. Yine biliniz ki, yüce Allah kıyamet gününde insanların âlemlerin Rabbi karşısında dikilip kaldıkları gün, namaz kılanlara, secde edenlere, azap etmeyeceğine ve cehennem ateşiyle de korkutmayacağına dair izzeti ve yüceliği hakkı için yemin etmiştir.
Ey insanlar! Sizlerden kim bu ayda oruç tutan bir mümine iftar verirse, bu ameliyle Allah katında bir köleyi azat etmenin sevabını alır ve geçmiş günahları bağışlanır.”
“Ya Resulellah! Hepimizin buna gücümüz yetmiyor” denildiğinde şöyle buyurdu:
“Bir hurmanın yarısıyla olsa bile kendinizi cehennemin ateşinden korumaya çalışın; bir içim suyla olsa bile kendinizi ateşten kurtarmaya çalışın.
Ey insanlar! Sizden her kim bu ayda ahlakını güzelleştirirse, ayakların sırattan kaydığı gün, bu ona sırattan geçme izni olur. Kim bu ayda elinin altında olan köle (veya hizmetçi)’sinin işini hafifletip kolaylaştırırsa, Allah da onun hesabını hafifletip kolaylaştırır. Kim bu ayda şer ve kötülüklerinin önünü alırsa, Allah da kıyamet günü (ona karşı) gazabının önünü alır. Kim bu ayda bir yetime ikramda bulunursa, Allah’ı mülakat edeceği gün Allah da ona ikramda bulunur.
Kim bu ayda sıla-i rahimde bulunursa (yakınlarına ve akrabalarına ihsan ederse), kıyamet günü Allah-u Teâlâ ona rahmetle bağışlamada bulunur. Kim bu ayda yakınlarıyla ilişkisini keserse, Allah-u Teâlâ da onula kıyamet günü rahmetinin ilişkisini keser. Kim bu ayda müstahap namazlarını kılarsa, Allah-u Teâlâ da onu cehennem ateşinden korur. Kim bu ayda farz namazlardan birini eda ederse, ona Ramazan ayı dışında kılınan yetmiş farz namaz sevabı verilir. Kim bana çok salâvat gönderirse, amel terazilerinin hafif olduğu kıyamet günü, Allah-u Teâlâ onun amel terazisini ağırlaştırır. Kim bu ayda Kur’ân-ı Kerim’den bir ayet okursa, diğer aylarda Kur’an’ı hatmeden kimseye verildiği kadar sevap ona verilir.
Ey insanlar! Bu ayda cennetin kapıları açıktır; Rabbinizden dileyin ki, o kapıları yüzünüze kapatmasın. Cehennemin kapıları da kapalıdır; Rabbinizden dileyin ki, o kapıları yüzünüze açmasın. Şeytanlara da lâle (demir halka) vurulmuştur; Rabbinizden dileyin ki, onları size musallat etmesin.”
Emir’ul-Muminin Hz. Ali (a.s) diyor ki: “Ben; ya Resulellah! Bu ayda amellerin en iyisi hangisidir?” diye sorduğumda, Resulullah (s.a.a); “Ya Ebe’l Hasan! Bu ayda amellerin en iyisi, Allah’ın haram ettiği şeylerden kaçınmaktır” diye buyurdu ve ağlamaya başladı. Ya Resulellah! Niçin ağlıyorsun? diye sorduğumda ise şöyle buyurdu:
“Ya Ali! Bu ayda sana karşı yapmayı helal bildikleri şey için ağlıyorum; zira Rabbine namaz kıldığın anda geçmişlerin ve geleceklerin en kötüsü ve Semud kavminin devesini yaralayanın kardeşi sana taraf gelip kılıçla seni vurarak sakalını kana boyadığını görür gibiyim.”
Ben; “Ya Resulellah! Bu dinimin salim kalması yolunda mıdır mıdır?” diye sorunca Resulullah (s.a.a); “Evet, bu, dininin salim kalmasındadır” cevabını vererek şöyle buyurdular:
“Ya Ali! Kim seni öldürürse, beni öldürmüştür; kim sana buğz ederse, bana buğz etmiştir; kim sana küfrederse, bana küfretmiştir; çünkü sen gerçekten de kendi nefsim gibi bendensin; ruhun benim ruhumdur; ahlakın benim ahlakımdır. Doğrusu Allah Tebarek ve Teala beni ve seni bir (anda) yarattı; beni ve seni seçti; beni nübüvvete, seni de imamete seçti. Kim senin imametini inkâr ederse, benim nübüvvetimi inkâr etmiş olur.
Ya Ali! Sen benim vasim, çocuklarımın (Hasan ve Hüseyin’in) babası, kızım Fatıma’nın kocasısın; hayatımda ve ölümümden sonra ümmetime halifemsin. Beni nübüvvetle gönderene ve yaratılmışların en üstünü kılana and olsun ki, hiç şüphesiz sen, Allah’ın yaratıkları üzerine hücceti, sırrının emini ve kulları üzerine halifesisin.”

2- Resulullah’ın Ayı
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Şa’ban ayı benim ayımdır; Ramazan ayı da Allah Azze ve Celle’nin ayıdır. Kim benim ayımdan bir gün oruç tutarsa, kıyamet günü ben onun şefaatçisi olurum. Kim benim ayımdan iki gün oruç tutarsa, (bütün) geçmiş günahları affolunur. Kim benim ayımdan üç gün oruç tutarsa, ona; “Amelini yeniden başla” (yeni teklife erişmiş birisi gibi tertemiz olmuşsun) denilir. Kim Ramazan ayının orucunu tutar da belini, dilini korur ve halka eziyet etmezse, Allah-u Teâla onun geçmiş ve sonraki günahlarını bağışlar, onu ateşten azat eyler ve Dâr’ul-karar’da (cennette) ona yer verir.”

3- İslam’ın Temelleri
İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“İslam beş temel üzerine kurulmuştur: Namaz, zekat, hac, oruç ve velayet.”

4- Oruç Tutmanın Felsefesi
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Allah-u Teâla orucu, zengin ile fakirin eşit olması için farz kılmıştır. Çünkü (normal durumlarda) zengin adam açlığı hiçbir zaman tatmıyor ki (fakirlerin ne çektiğini anlasın da) fakirlere acısın. Zira o her istediği şeyi rahatça ele getirebiliyor. Allah Azze ve Celle, zenginin fakire acıması ve aç olana merhamet etmesi için, kullarını (Ramazan ayında oruç vesilesiyle) eşit bir seviyeye getirmek ve zengine açlık ve acının zorluğunu tattırmak istemiştir.”

5- İhlâs Mihengi
Emir’ul-Muminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“Allah-u Teâla orucu, halkın ihlâsını imtihan etmek için farz kıldı.”

6- Oruç Tutmanın Sebebi
İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:
“İnsanlar, açlık ve susuzluğun acısını anlamaları ve bu vesileyle de ahiretin fakirliğini idrak etmeleri için oruç tutmaya emr olunmuşlardır.”

7- Bedenin Zekâtı
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Her şeyin bir zekâtı vardır; bedenin zekâtı da oruçtur.”

8- Cehennem Ateşinin Siperi
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Oruç, cehennem ateşine karşı bir siperdir.”

9- Sıcak Günlerde Oruç
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Sıcak günlerde oruç tutmak cihattır.”

10- En Yararlı Oruç
Emir-ül Muminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“Nefsin dünya zevklerine karşı oruçlu olması, orucun en yararlısıdır.”

11- Orucun İzahı
Emir-ül Muminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“Oruç; insanın yiyecek ve içeceklerden kaçındığı gibi haramlardan da kaçınmasıdır.”

12- Kalbin Orucu
Emir-ül Muminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“Kalbin orucu, dilin orucundan daha iyidir; dilin orucu da karnın orucundan daha iyidir.”

13- Bütün Organların Oruç Tutması
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Oruç tuttuğunda kulağın, gözün, saçın ve cildin de oruç tutmalıdır (haramlardan kaçınmalıdır).”

14- Değersiz Oruç
Fatımat’üz- Zehra (a.s) buyurmuştur ki:
“Oruç tutan kimse, dilini, kulağını, gözünü ve (diğer) uzuvlarını korumuyorsa, bu orucu ne yapacaktır?”

15- Oruçları Oruç Olmayanlar
İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“(Allah tarafından tayin edilen) İmama isyan eden kimsenin orucu, oruç değildir. Firar eden kölenin, geri dönmedikçe orucu oruç değildir. Kocasına itaatsizlik eden kadının, tövbe etmedikçe orucu oruç değildir. Ana-babasına karşı gelen evladın, onlara itaat edip iyi davranmadıkça tuttuğu oruç, oruç değildir.”

16- Nice Oruç Tutan Kimseler Vardır ki…
Emir’ul-Müminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“Nice oruç tutan kimseler vardır ki oruçlarından, açlık ve susuzluktan başka bir şey elde etmezler. Nice (geceleri ibadet etmek için) kıyam eden kimseler vardır ki kıyamlarından, uykusuzluk ve zahmetten başka bir nasipleri olmaz.”

17- Kur’ân’ın Baharı
İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Her şeyin bir baharı vardır; Kur’ân’ın baharı da Ramazan ayıdır.”

18- Kıyamet Günü Doyacak Olan Kimseler
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Ne mutlu Allah için açlık ve susuzluğa dayanan kimselere; işte onlardır kıyamet günü doyacak olan kimseler.”

19- Sıcak Günde Allah İçin Oruç Tutmak
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Kim çok sıcak bir günde Allah için oruç tutar ve susarsa, Allah-u Teala, bir meleği ona vekil kılar; iftar edinceye dek onun yüzüne el sürerek onu müjdelerler.”

20- Oruç Tutanın İki Sevinci
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Oruç tutan kimse için iki sevinç vardır; biri iftar vaktinde, diğeri ise Rabbine kavuştuğu zaman.”

21- Oruç Tutanların Cennete Girecekleri Kapı
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Cennetin ‘Rayyan’ isminde bir kapısı vardır; o kapıdan ancak oruç tutan kimseler girerler.”

22- Duanın İcabete Eriştiği Vakit
İmam Musa Kazım (a.s) buyurmuştur ki:
“Oruç tutan kimsenin iftar vaktinde duası icabete erişir.”

23- Müminin Baharı
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Kış müminin baharıdır; uzun gecelerinden ibadet etmek için, kısa gündüzlerinden de oruç tutmak için faydalanır.”

24- Bir İyiliğe Karşılık On Kat Sevap Verilmesi
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Kim bir iyilik yaparsa, kendisine bunun on katı verilir” (ayetinin mefhumuna göre,) her aydan üç gün oruç tutmak da bu kabildendir.” (Yani her aydan üç gün oruç tutan kimse, o ayın tamamını oruç tutmuş sayılır.)

25- Oruçlu Olduğu Halde Cariyesine Söven
İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Resulullah (s.a.a) bir kadının, oruçlu olduğu halde cariyesine sövdüğünü duyunca, yemek isteyip o kadına; ‘Ye’ buyurdu. Kadın; ‘Ya Resulellah! Ben oruçluyum’ dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) buyurdular ki: “Cariyene sövdüğün halde nasıl oruçlu olabilirsin? Oruç (sadece) yemek ve içmekten kaçınmak değildir; yemek ve içmekten kaçınmanın yanı sıra kötü işler ve çirkin sözlerden de korunmak gerekir. Hakiki oruç tutanlar ne kadar da azdır; boş yere aç kalanlar ise ne kadar da çoktur.”

26- İftar Vermenin Sevabı
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Kim oruçlu bir kimseye iftar verirse, kendisine onun sevabı kadar sevap verilir.”

27- Bedenin ve Nefsin Orucu
Emir’ul-Müminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“Bedenin orucu, azaptan korkarak, sevap ve mükâfata rağbet ederek irade ve ihtiyarla yiyeceklerden perhiz etmektir. Nefsin orucu ise beş duyu organını bütün günahlardan korumak ve kalpte şer (kötülük) sebeplerinden hiçbirinin bulunmamasıdır.”

28- Ramazanda Orucunu Yiyenin Durumu
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Kim Ramazan ayından bir günün orucunu (özürlü olmaksızın) yerse, imanın ruhu (hakikati) ondan ayrılır.”

29- Orucun Sıhhate Sebep Olması
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Oruç tutun ki, sağlıklı olasınız.”

30- İki Sağlıktan Biri
Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“Oruç iki sağlıktan biridir.”

31- Ramazan’da Göğün Kapılarının Açılması
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Göğün kapıları, Ramazan ayının ilk gecesinde açılır ve son gecesine kadar da kapanmaz.”

32- Eğer Kul Bir Bilseydi!
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Eğer kul, Ramazan ayında ne olduğunu bilseydi, yılın hepsinin Ramazan olmasını isterdi mutlaka.”

33- Ramazan Ayında Bir Ayet Okumanın Sevabı
İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:
“Ramazan ayında Allah’ın kitabından bir ayet okuyan, diğer aylarda Kur’ân’ı hatmeden kimse gibidir.”

34- Kadir Gecesinde Yapılan Amelin Sevabı
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Kadir gecesinde yapılan hayır amel, kadir gecesi olmayan bin ayda yapılan hayır amelden daha üstündür.”

35- Orucun Kamil Olması
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Orucun tamam ve kâmil olması, fıtra zekâtını vermeğe bağlıdır; nitekim namazın kâmil olması da Peygamber’e salâvat getirmeğe bağlıdır.”

36- Fıtır Bayramının Ödüller Günü Olması
İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Şavval ayının ilk günü (yani fıtır bayramı) olduğunda bir münadi şöyle nida eder: “Ey müminler! Sabah erken ödüllerinizi almaya koşun.”
İmam (a.s) daha sonra buyurdular ki: “Ya Cabir! Allah’ın ödülleri, padişahların ödülleri gibi değildir.” Ve şöyle devam etti: “Evet, fıtır bayramı, ödüller günüdür.”

37- Eyyam’ul-Biyz’de Oruç Tutmak
“Her aydan Eyyam’ul-Biz’de (Beyaz günler, yani her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde) oruç tutmak, dereceleri yüceltir ve sevapları büyütür.”

38- Selman’ın Bütün Günleri Oruç Tutması
İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
Bir gün Resulullah (s.a.a) ashabına buyurdular ki: "Hanginiz bütün günleri oruç tutuyorsunuz?"
Selman: "Ben ya Resulellah!" dedi.
Resulullah (s.a.a): "Hanginiz (her zaman için) geceyi ibadetle geçiriyorsunuz?" diye buyurdular.
Selman: "Ben ya Resulellah" dedi.
Yine Resulullah (s.a.a): "Hanginiz Kur'an'ı her gün hatmediyorsunuz?" diye sordular.
Selman: "Ben ya Resulellah" dedi.
Ashaptan birisi bu durumdan rahatsız olup şöyle dedi: "Ya Resulellah! Selman Fars ırkından olan birisidir, biz Kureyş cemaatine iftihar etmek istiyor. Siz; "Hanginiz bütün günleri oruç tutuyorsunuz?" diye buyurdunuz, Selman ben dedi; oysaki o çoğu günler yemek yiyor. Siz; "Hanginiz geceyi ibadetle geçiriyorsunuz? buyurdunuz, Selman ben dedi; oysaki o çoğu geceleri yatıyor. Siz; "Hanginiz her gün Kur'ân'ı hatmediyorsunuz?" buyurdunuz, Selman yine ben dedi; oysa o, günlerin çoğunu susmakla geçiriyor."
Resulullah (s.a.a) onun bu sözü üzerine şöyle buyurdular: "Vazgeç (sus) ey filanı, ben size Hekim Lokman gibiyim (her sözümün bir hikmeti vardır). Onun kendisinden sorsan seni aydınlatır."
Derken o adam Selman'a şöyle dedi: "Ya Eba Abdullah! (Hz. Selman'ın künyesi) Sen bütün günleri oruçlu geçirdiğini mi sanıyorsun?"
Selman: "Evet" dedi.
O adam: "Ben senin çoğu günler yemek yediğini görüyorum" dedi.
Selman cevabında şöyle dedi: "Sandığın şekilde değildir, ben her ay üç gün oruç tutuyorum, Allah-u Teala buyurmuştur ki: "Kim bir iyilikle gelirse, yaptığının on misli mükâfat verilecektir." (En'am/160) Ben Şaban ayını Ramazan ayına muttasıl ediyorum. İşte bu sevm'ud-dehr (bütün günlerin orucu)'in manasınadır.
Daha sonra o adam şöyle dedi: "Sen bütün geceyi ibadetle geçirdiğini mi sanıyorsun?"
Selman: "Evet" dedi.
O adam: "Sen gecenin çoğunu uyuyorsun."
Selman cevaben şöyle dedi: "Senin düşündüğün gibi değildir. Fakat ben habibim Resulullah (s.a.a)'in şöyle buyurduğunu duydum: "Kim abdestli uyuyorsa, bütün geceyi ibadetle geçirmiş gibidir." Binaen aleyh ben daima abdestli uyuyorum."
Sonra o adam: "Sen her gün Kur'an'ı hatmettiğini mi sanıyorsun?" dedi.
Selman: "Evet" dedi.
O adam: "Oysa sen günlerin çoğu vakitlerinde susuyorsun"
Selman cevaben şöyle dedi: "Senin sandığın gibi değildir. Ama ben habibim Resulullah (s.a.a)'den Hz. Ali'ye şöyle buyurduklarını duydum: "Ya Ebe'l Hasan! (Hz. Ali'nin künyesi) Senin meselin ümmetim arasında "Kulhu vellahu ehad" (İhlâs suresi) gibidir. Kim onu bir defa okursa, Kur'an'ın üçte birini okumuştur; kim onu iki defa okursa, Kur'an'nın üçte ikisini okumuştur; kim onu üç defa okursa, Kur'an'ı hatmetmiş gibidir."
Daha sonra Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: "Ya Ali! Kim seni diliyle severse, imanın üçte biri kâmil olur. Kim seni dili ve kalbiyle sever eliyle de yardımda bulunursa, imanı kâmil olur."
Resulullah (s.a.a) daha sonra sözlerinin devamında şöyle buyurdular: "Ya Ali! Beni hak olarak meb'us kılan (peygamber seçen) Allah'a ant olsun ki, eğer yeryüzünün ehli seni gökyüzünün ehli gibi sevseydi, kesinlikle hiçbir kimse cehennem ateşiyle azap edilmezdi."
Daha sonra cenabı Selman sözünden netice alarak şöyle dedi: "Ben her gün "Kulhu vellahu ehad" (İhlâs) suresini üç defa okuyorum." Bu esnada o adam ağzı taşla kapatılmışçasına ayağa kalktı (ve çekip gitti).

39- Her Ayda Üç Gün Oruç Tutmanın Sünnet Oluşu
İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:
“Her ay üç gün oruç tutmak müstahaptır; her on günden birini; ilk on günde Perşembe, ikinci on günde Çarşamba, son on günde de yine Perşembe günü.”

40- Fakirlerin Baharı
İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Ramazan ayı Allah’ın ayıdır; (öyleyse) o ayda “Lâ ilâhe illâllah”, “Allah-u Ekber”, “el-hamdulillah” ve “Subhanellah” zikirlerini çok söyleyin; Ramazan ayı fakirlerin baharıdrı

                                                                    F.Altan

                                                                       

Yorum (2) Yorum yaz!

SÜNNET ve RESULE İTAAT


9/5/2006 · Kategori: ALEViLiK BEKTASiLiK

                                SÜNNET ve RESULE İTAAT

 

 

                  Alemlere rahmet,nebilerin sultanı,makamı mahmudun sahibi peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın (sav) söz ve fiillerinden oluşan Kuransal yaşam biçimine fakir sünnet diyorum.Kuransal yaşamın ölçütü Cenab-ı Hakkın emirlerine ve gönüllere sonsuz şifa kaynağı olan tavsiyelerine uymaktır.Belirttiğimiz hususları en mükemmel şekilde yaşama geçiren ise insanlığın en yüksek burcu Ahmed-i Muhtar’dır.O en güzel ahlakı ve kulluğu kendinde cem etmiş nübüvvet kimliğini bir kenara koyalım  o her haliyle üstün bir şahsiyettir,El-EMİN’DİR.

 

                  Yüce kitabımız Kuran iman edenlere bir hidayet rehberi olarak bir çok ayetinde O’nun şahsını göstermiş,O’nu övmüştür.Bütün yollar ona çıkar ve onun sancağı altında Cenab-ı Hakka arz olunur.Bakınız Kuran Peygamberin fonksiyonunu nasıl ifade ediyor: 

 

“Şüphe yok ki biz seni hak ile rahmetimizin müjdecisi ve  

azabımızın habercisi olarak gönderdik.Sen o cehennemliklerden sorumlu değilsin.” (1)

 

                  Evet yüce kelamda da belirtildiği gibi Resulullah iman edenler için bir müjde sevinç kaynağı olurken Hakkı batıldan ayıran bir delil olması itibariyle de kafirlere acıklı bir azabın habercisidir.O tebliğ vazifesini hakkıyla yapmış ümmeti için hep yanıp yakılmıştır.Değerli canlar Müslim ve Buhari’de nakledilen şu hadisin inceliğine bakın: “Benimle ümmetimin misali ateş yakıpta ateşe düşen kelebek ve benzeri hayvanları ateşe gelmemeleri için kovalayan adamın misali gibidir.işte siz ateşe koşarsınız ben sizin belinizden tutanım.”(2)Bu çırpınış ne bir anne ne bir baba şefkatine benzer.Ey iman edenler o sevgililer sevgilisini malımızdan canımızadan çok sevmedikçe kamil iman sahibi olamayız.Zira o ümmetini ölesiye seviyordu.

 

“ De ki; `Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Hiç kuşkusuz Allah bağışlayıcı ve esirgeyicidir.'De ki; :Allah'a ve peygambere itaat ediniz.' Eğer bu çağrıya sırt çevirirlerse hiç şüphesiz Allah kafirleri sevmez.(3)

Allah sevgisi, ne laftan öteye geçmeyen bir iddia ne de insanın vicdanında kalan bir aşktan ibarettir. Bu sevgi, Allah'ın Resulüne bağlılık, O'nun gösterdiği yolda yürüme, O'nun yaşam biçimini gerçekleştirme ile ortaya konur. İman da söylenen sözler, coşan duygular, yerine getirilen sembolik ibadetler değildir. İman; ancak Allah'a ve Resulüne bağlılık, Peygamberin getirdiği Allah'ın buyruklarına göre hareket etmedir. İkinci ayet hakkında ise; "De ki: Allah'a ve Resulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse.. " Yani emrine aykırı hareket ederlerse "Allah, kâfirleri sevmez... Ya da ona aykırı hareket etmenin küfür olduğunu belirtiyor. Allah bu nitelikte olanları sevmez, isterse O, Allah'ı sevdiğini iddia edip O'nu savunsun.

            İslamın boyasıyla boyanmak şeksiz ve şüphesiz Allah’ın emrine ve Resulünün sünnetine tam teslim olmak demektir.Kendini nehrin akışına bırakan bir çöp gibi.Çünkü o alemlere rahmet çünkü o hidayet ışığı,anamızdan babamızdan çok sevdiğimiz yarimiz bizim.Bu alemin nuru onun sevgisiyle tutuştu her bir gönül çıra gibi O’na olan özlemle yanıp tükenmedikçe bu hasret bitmeyecektir.Bu öyle bir sevgidir ki Allah’ın aslanını bile ciğeri yanmış bir ceylan gibi inletecektir.Bizde onun diliyle bir kez daha  inleyerek salatu selam getiriyoruz.Selam sana Ey Allah’ın Resulu!

Babam anam fedâ olsun sana; senden başkasının vefâtıyla kesilmeyecek olan şey, peygamberlik, din haberleri, gökten gelen hükümler, senin vefâtınla kesildi-gitti. Başkasından ayrılsak tesellî bulurduk; senden ayrılışaysa tesellî yok, bu da umumî bir şey. Sabrı emretmeseydin, feryattan men etmeseydin, göz yaşlarım tükeninceye dek ağlardım sana; feryadım kesilmezdi; elemin bitmezdi; gene de bu senin için az görünürdü. Fakat neyleyeyim ki ölüme karşı durmaya kimsenin gücü yok; bunu düşünüp susuyorum. Babam, anam fedâ olsun sana, Rabbinin katında bizi an; şefaat kanadını üzerimize ger.(4)

 HIZIR ERKEN BABA

                                                                                                           

1-Bakara Süresi-119. Ayet

2-Müttefikün Aleyh,sy-611

3-Al-i İmran Süresi,31-32. ayetler

 

4-Nehcül Belaga,sy-67

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::