ŞUUR VE NAMAZ


27/3/2007 · Kategori: ASK iKLiMi

 

                  Uyan gözlerim gafletten uyan 

Kalkıp dirilmenin zamanı geldi.

Sabah vakti şu ezanı duyan

Huzura durmanın zamanı geldi

 

                  Sanki bütün dünya koynuna almış beni;üstüme örtünen yorgan ölü toprağı gibi çullanmış bu sedayı işitmeyeyim diye.Ayak ucumda belirdi gaipten biri yüzüme su serpiyordu, bu fırsatı kaçırma dercesine!Sanki kalk ey örtüsüne bürünen...hitabını duyar gibiydim.Uyku ölüme çok benzer uyanmak ise hayatın ta kendisi.İnsan bazen bu kavramları daha iyi anlıyor.Rabbimden gelen merhamet suyuyla çelik gibi niyetimi ihlas ateşine daldırdım.Büyük adım diyorlar;Musa’nın asası gibi nefis denizini ikiye böler, Hak ve batıl arasına kesin bir hudut çizer diyorlar ihlaslı bir niyet.Amellerin terazisi değil mi niyet?Habibin buyurmuyor mu ameller niyetine göredir.Hani yüce sevgili diyorsun ya “yüzünüzü doğuya da batıya da çevirseniz benim yüzüm oradadır” İman ediyor ve bu fecr vakti tasdik ediyorum ki gönül sana meyledip yüzünü sana döndüğünde görecektir ki senin baş gözünden uzak; gönül gözüne ayan cemalin oradadır.Senin nurun kainatı çepeçevre kuşatmıştır.Niyet sen olunca akibette seninle ilgilidir ey Kainatın Sultanı.

 

                  Ürperdi,irkildi vücudum avuçladığım suyla.Su hem arıdır hem arıtıcı diyor Hacı Bektaş Veli...Cenabı Hak buyuruyor ki “biz her şeyi sudan yarattık” .Elime yüzüme vurduğum su beni varlığın başlangıcına götürdü.Öyle ya varlık su ile başladı her bir hücremin aslı su!Hayat ve su...Sen demiyor musun her şey aslına döner;işte bu irkiliş ondandır ey İlahi.Abdest ve ruhu dirilterek hayat veren namaz.hiçbir amel bu kadar yakışmamıştır birbirine.Gelin ve damat gibi.Suyun değdiği her uzuv aslına kavuşmanın verdiği huzurla dirilişe bileniyor.Kapına divanına duracağım birazdan biliyorum ki sana doğru atılan her adım öyle biz zenginlik ki bunu ne Karun ne Firavun gördü…

 

                  Dilim,gönlüm,aklım hep bir ağızdan “Allahuekber” diyerek seni arzdan arşa kadar her mekanda ismini,zatını,sıfatlarını yücelterek kapını çaldım ey İlahi!Sana hitaplarının en güzeliyle geldim.Yüzümü Kıbleye Adem’in İbrahim’in ve Habibinin müjdeyi yaydığı yöne çevirdim.Ellerimin avuçlarını kaldırdım boş avuçlarımı sana çevirdim.Çağrına iki elimde bana emanet ettiğin dünyayı salarak geldim.Bir çocuk gibi senin verdiğinden başka hiçbir şeyim yoktur dercesine avuçlarımı açtım.Ellerimin ardına benliğimi ve masivayı koydum gönlümün istikametine ise senin rızanı…

 

                  Korkum hicabımdır ümidim ise rahmetindir.Dilime doladım Kuran’ın esrar bahçesi Fatiha’yı.Fatiha açılış demek miş bende gönlümün surlarını sana açtım.Muazzam bir anahtar kuluna neyi nasıl isteyeceğini senden başka kim öğretebilir ki?Seller sular gibi geçiştirerek okuduğum Fatiha şimdi damla damla gönlüme yağıyor meğer ben ne sattığını bilmeyen tüccarmışım..Vay başıma benim…Demek İmam’ım bir deve yükü dolusu Fatihanın tefsirini yaparım derken ben bundan gafil seni andığımı zannediyordum. Hele “iyyake na’büdü ve iyyake nestain demek” Allah’ım bu ne büyük bir iddia!Dizlerimin feri kesildi ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dilerim...Kim bilir kaç defa şirke düştüm bilmeden kim bilir kaç defa fanilerden medet umdum.Ağlıyorum aklıma Bistami’nin kıssası geldi.Derler ki Bistami bir gün namazını eda ettikten sonra İlahi amelimden umudum yok benim.Güvensem güvensem tevhidime güvenirim.Bu sözün üstüne bir ses işitir;ses derki Ey Bayezid senin ağzını süt yaktığında ağzımı süt yaktı demiştin.Oysa her şey onun Ol emrine bakar sen faili süt sandın nerde senin tevhidin.Beynimden vurulmuşa döndüm divanında mağfiret diliyorum beni delalete düşmüşlerin değil sıratıl Müstakime,rüküdayken zekat verenlerin yoluna ilet Rabbim.Benim hiçbir güvencem yok senin Rahmetinden gayrı.

 

                  Ve dedin ki:biz bu yükü dağlara ve taşlara verdikte kaldıramadı...Belim büküldü o yük sırtımda eğildim rükuya.Beni alemlere sultan kıldın halifem dedin.İnsanı eşrefi mahlukat olarak sundun varlık alemine.Tevazuyu Adem’den kibiri İblisten miras aldık.Boynum emrin karşısında kıl kadar ince demiyorum zira varlığım varlığın karşısında yok oldu gitti kılın bahsimi olur ey İlahi!Rüzgarın kuvvetine boyun eğen kamışlar gibi her şeyden münezzeh olan sevdiğim azametinin karşısında inliyorum.Beni müdrik kıl beni özüme getir.Ve sen sözüne sadıksın ki seni hamd edenlerin sesini işitirsin ve onların yükünü hafifletirsin.Biz ancak senin verdiğin kuvvetle tekrar doğruluruz,ölü toprağın altında yeniden hayat verdiğin tohumlar gibi...Ve Rabbim seni hamd ediyorum..Biz ne kadarda az şükrediyoruz öyle değil mi gönül?

 

                  Ey sevgili sen yücesin büyüklük seni ifade etmez.Sana iltica ettim ve kendimi secdenin koynuna, dudaklarımı rahmet pınarına,aklın makamı olan başımı arzuladığı turaba bırakıyorum.Şüphesiz senin kuluna en yakın olduğun an secde anıdır.Beni kendine yakın kıl araya perdeler çekme.Bedenimi şeriat kabına gönlümü hakikat şarabına çevir.Sekahum tahuradan içir yüreğimi.Allah Allah diyen hicranıma bin hicran ekle vakti gelmeden tattırma ona vuslatı şimdilik sermayem hasretim olsun…Yedi uzvum şahit olsun bu naz-u niyaza.Sevgilinin nazarı seveni kendine celbeder.Beni coşkunluğum sendendir sen dilemedikçe ben hiçbir şey dileyemem Sevdiğim!Kamillerin aslı topraktır;ki toprak tevazunun ve teslimiyetin makamıdır.Bizi de sadık kulların gibi turab et yolunda Allah’ım.

 

                  Aşk ile doğruldum dizlerimin üzerine oturdum.Azgın develer gibi sahibinin emriyle çöktü nefsim huzurunda.Hani bir ayetinde diyordun ya denizler mürekkep olsa ağaçlar kalem benim nimetimi yazmaya yetmez...Saymıyorum nimetini hayret makamından seyrediyorum bu ilim denizini.Senin ilmin her şeyi ihata etmiş utanıyorum kaç zamandır hangi gözlerle bakmışım aleme...Deniz kenarında sabırla bekliyorum dalgalar bana hangi nimeti ulaştıracak diye.Şahadet ediyorum bir kere daha birliğine...selamların en güzelini sevgiline,sevgilimize ve onun evlatlarına sunarak.Ve nimetin ulaştı gönlüme taştı köpüğü döküldü dilime:

 

Sarhoş ben şarabımı secdemde içmişim

verme adres başka meyhane bilmezem

gönül bostanından yalaz otu biçmişim

Ehlibeyt’ten gayrı reyhane bilmezem…  

 

Sardı canı gül kokusu cennetten bir rüzgar

Meğer helalmiş ehline;haram bilir ağyar

Dizilmiş On İki İmam gör katar katar

Ehlibeytten gayrı reyhane bilmezem

 

Hızır Abdal der bizde Mustafa’nın gülüyüz

Ali’nin bağında öten şeyda bülbülüyüz

Hak bilir sırrımızı aşk ehlinin dölüyüz

Ehlibeytten gayrı reyhane  bilmezem

26.03.2007

Yorum (1) Yorum yaz!

SU KASİDESİ (FUZULİ)


3/3/2007 · Kategori: ASK iKLiMi

                            SU KASİDESİ

 

 

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su

Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

 

Ey göz! Gönlümdeki içimdeki ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar çok tutuşan ateşlere su fayda vermez

 

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem

Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem

Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk

Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir

Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin

İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su

Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün

Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

Bahçıvan gül bahçesini sele versin su ile mahvetsin, boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.

Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna

Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su

Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de gubârî yazısını, senin yüzündeki tüylere benzetemez.

Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola

Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.

Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ

Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su

Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir

İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it

Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su

Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.

Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi

Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su

Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da kevser istiyorlar

Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr

Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su

Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.

Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek

Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam

Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar

Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun

Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger

Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su

Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından kurtarabilir

İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile

Gül budağınun mizâcına gire kurtara su

Gül fidanı bir hile ile meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine bülbülün kanını içmek istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir

Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme

İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su

Su Hz. Muhammed’in s.a.v yoluna uymuş ve bu hâli ile dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir

Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ

Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su

İnsanların efendisi, seçme inci denizi olan Hz. Muhammed’in s.a.v mucizeleri kötülerin ateşine su serpmişt

Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın

Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su

Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için ve onun mucizesinden dolayı su meydana çıkarmıştır

Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim

Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su

Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan o mucizelerden, ateşe tapan kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür

Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ

Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su

Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini bir mucize olarak parmağından su akıttığını kim işitse hayret ile şaşa kalarak parmağını ısırır.

Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât

Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su

Dostu yılan zehri içse bu zehir onun dostu için âb-ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse o su, düşmanına elbette yılan zehrine döner

Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz

El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su

Abdest almak için el uzatıp gül gibi olan yanaklarına su vurunca sıçrayan her bir su damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl

Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer

Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr

Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su

Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık salmak orayı aydınlatmak ister. Eğer parça parça da olsa o eşikten dönmez

Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ

Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su

Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının zikrini dillerinde tekrarlamayı dertlerine derman bilirler

Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam

Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların susuzluktan dudağı kurumuşların yanıp dâimâ su diledikleri gibi ben de seni özlüyorum.

Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc’da

Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su

Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış

Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner

Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su

Kabrini yenileyen tamir eden mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner

Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma

Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su

Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, ama o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden ümitliyim

Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri

Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su

Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin alelâde sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su damlası gibi birer inci olmuştur

Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr

Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su

 

Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan düşkün yahut aşık göz, sana duyduğu hasretten su gözyaşı döktüğü zaman

Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam

Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su

O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım

Yorum (yok) Yorum yaz!

ADIMIZ HÜSEYNî


3/3/2007 · Kategori: ASK iKLiMi

 

 

 

                                                ADIMIZ HÜSEYNÎ

 

Baykuş tünemiş geceden dallara

bu sabah bülbül bağında yok

şahım gözlerim takıldı yollara

solum yanıyor sanma sağında yok...

 

            Bugün seherde bülbüller susmuş,baykuşa kalmış  meydan.Dedim bu ne haldir beyaz sırtına almış siyah hırkayı?bu sessiz dil nedir ey kainat söyle bana..dedi dağlar taşlar; bugün kıyam günü,bugün vahdet günü,bugün  nebiler sancağının dalgalandığı gün..Bugün Hüseyin’in (as) şeb-u arusu.. 

 

            Hüseyin düştü atından sahrayı kerbelaya

            Cibril tez haber ver sultanı enbiyaya

           

 

            Ağlıyorum..her bir gözyaşım sinemin ateşine düşüyor!eceline tutuşmuş pervaneler gibi yakıyorum kanatlarımı Ya Hüseyin diyerek!ağlıyorum gök kubbe boynunu eğmiş,bulutlar saçını çözmüş bu seher.ya rab diyor melekler kabuk tutmamış bu hicran meğer.şu sinem yüreğime dar geliyor; çaresizliğe tahammülü zor..şehitler şarabına kanıp arşa değecek başı,felek geçit verse eğer..

 

            Ağlıyorum biliyorum ki alemin nuru deden yasta,o zarif,peygamber meyvesi annen ve annem yasta..baban Ali (as) ve Hasan (as) tekbirlerle karşılıyor seni..canlarına kıydılar senin!şûhedalarınla cennetin efendisi oldun ama bilmez misin ki sana susuz gönüller çaresizdir.

 

             Sinem pare pare kanıyor derinden,hıçkırığımdan habersiz seccademe sarılmışım..her nereye baksam adın orada,her yer sen görmedim ben böyle bir vahdet!şimdi gözümde canlandı Alemdar Abbaslar Zeynepler.ah bahtsız Kerbelâ ah.çok bekledin ama düşmedi o sancak düşmeyecekte elbet.

 

            Ağlıyorum; sen böyle fedakarken bizler...ah bizler...kardeş kanı ne kadar tatlı geliyor bize!utanıyorum Şahım,huzuruna çıkamam yüzüne bakamam.Sanki ötelerden bana bunun için mi ben savaştım,bunun için mi kırk küsur darbeyle can verdim,dedemin öptüğü dudakları zillet aşağılık nefislere yem ettim diyorsun..ah şu başımı taştan taşa çalayım,akarsular gibi dövüneyim Sultanım.yiyoruz birbirimizi sen ben o diyerek.biz demek acayip olmuş seni anmak ise mezhepçilik.alnı secdeye değenler seni tanımıyor,Kerbelâda ki kıyamın ise hatırlarda hakkıyla yok..Minberlerde oturanlar ya gafletle unutmuş seni ya da sadece  kadınlar gibi sızlanıyor.Oysa inanıyorum ki sen deruni haykırışlarla artık “tevhidi yayın,ufkumuzu keşfedin” diyorsun.

 

 

 

 

 

            Ağlıyorum..bugün mah-ı muharrem.o çöl ortasında,can pazarında dahi terk etmediğin namazı adları Ehlibeyt aşığı ama teni ve canı nedir anlayamadığım bir topluluğa bir kere daha ilan ettim.Kuran’a ve Ehlibeyte davet ettim onları..onlarda senin anıyorlardı,onlarda siyaha bürünmüştü!Küfeliler gibi.yüzlerce nefis cellat edasıyla inkar edip susturmak istediler..işte o an tüm çehreleri seyrettim ve kıyamını aynel yakîn gördüm.deden Mustafa( saa) ve baban Ali(as)yanımdaydı..Hep hayal ettiğim sancağını arşa değin kaldırdım ve bir Hüseyin’de benim dedim..

 

Ağlıyorum; ve dizlerim titriyor heybetini görür gibiyim oysa mesuliyetim var.Hala annelerin gözü yaşlı,çocukların ellerinde kan kokusu var Şahım.sana o çölde gafletle bakan gözler sarmış dört bir yanımızı.Ağlıyorum korkarım ki sana aşığım demek nefsimin ya en büyük yalanı ya da en büyük kıyamı olacak..

 

İlahi sen gönlümüzü diri tut,lütfunu idrak etme kabiliyeti ver.gafletten uyandır,basiretli kullarından eyle bizi.ve bizi birliğe sevket diyordu dillerim..

 

Dizildi aşıklar dediler candan geçtik

Boyandık al kana rengimiz Hüseynî

Alevi Sünni Şii hepsinden vazgeçtik

Aylardan Muharrem adımız Hüseynî!

 

 

                                                            erkandogan25@hotmail.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

İKİ ŞARABIN FARKI (MESNEVİDEN)


7/10/2006 · Kategori: ASK iKLiMi

İKİ ŞARABIN FARKI

Bir bakkal vardı, onun bir de dudusu vardı. Yeşil, güzel sesli ve söyler duduydu. Dükkanda dükkan bekçiliği yapar; bütün alış veriş edenlere hoş nükteler söyler, latifeler ederdi. İnsanlara hitap ederken insan gibi konuşurdu, dudu gibi ötmede de mahareti vardı.

Efendisi bir gün evine gitmişti. Dudu, dükkanı gözetliyordu. Ansızın fare tutmak için bir kedi, dükkana sıçradı. Duducağız can korkusundan, dükkanın baş köşesinden atıldı, bir tarafa kaçtı; gülyağı şişesini de döktü.
Sahibi evden çıkageldi. Tacircesine huzuru kalple dükkana geçti oturdu. Bir de baktı ki dükkan yağ içinde, elbisesi yağa bulanmış. Dudunun başına bir vurdu; dudunun dili tutuldu, başı kel oldu. Dudu birkaç günceğiz sesini kesti, söylemedi.

Bakkal nedametten ah etmeye başladı. Sakalını yolmakta, eyvah, demekteydi; nimet güneşim bulut altına girdi. O zaman keşke elim kırılsaydı; o güzel sözlünün başına nasıl oldu da vurdum?
Kuşu yine konuşsun diye yoksullara sadakalar vermekteydi.

Üç gün üç gece sonra şaşkın ve meyus, ümitsiz bir halde dükkanda otururken, ve binlerce gussaya, gama eş olup; bu kuş acaba ne vakit konuşacak; diye düşünüp dururken, Ansızın tas ve leğen dibi gibi tüysüz kafası ile bir Cevlaki geçiyordu. Dudu hemencecik dile gelip akıllılar gibi dervişe bağırdı:

“Ey kel, neden kellere karıştın; yoksa sen de şişeden gülyağı mı döktün? “ Onun bu kıyasından halk gülmeye başladı. Çünkü dudu, hırka sahibini kendisi gibi sanmıştı.
Temiz kişilerin işini kendinden kıyas tutma, gerçi yazıda (aslan manasına gelen) şir, (süt manasına gelen) şire benzer. Bütün alem bu sebepten yol azıttılar.

Allah Abdallarından az kişi agah oldu. Peygamberlerle beraberlik iddia ettiler (biz de onlar gibiyiz dediler); Velileri de kendileri gibi sandılar.

Dediler ki: “İşte biz de insanız, onlar da insan. Bizde uyumaya ve yemeğe bağlıyız, onlar da. “Onlar körlüklerinden aralarında uçsuz bucaksız bir fark olduğunu bilmediler. Her iki çeşit arı, bir yerden yedi. Fakat bundan zehir hasıl oldu, ondan bal. Her iki çeşit geyik otladı, su içti. Birinden fışkı zuhur etti, öbüründen halis misk.Her iki kamış da bir sulaktan su içti. Biri bomboş öbürü şekerle dopdolu.

Böyle yüzbinlerce birbirine benzer şeyler var, aralarında bulunan yetmiş yıllık farkı sen gör! Bu, yer; ondan pislik çıkar... o, yer; kamilen Allah nuru olur. Bu, yer; ondan tamamı ile hasislik ve haset zuhur eder... o, yer; ondan tamamı ile Tek Allah’nın nuru husule gelir. Bu temiz yerdir, o çorak ve pis yer. Bu temiz melektir o şeytan ve canavar!

Her iki suretin birbirine benzemesi caizdir, acı su da, tatlı su da berraktır. Zevk sahibinden başka kim anlayabilir?
Onu bul! Tatlı su ile acı suyun farkını işte o anlar. (Zevk sahibi olmayan)

sihri, mucize ile mukayese ederek her ikisinin de esası hiledir sanır.
Musa ile savaşan sihirbazlar, inatlarından ellerine onun asası gibi asa aldılar. Bu asa ile o asa arasında çok fark var, bu işle o işin arasıda pek büyük bir yol var. Bu işin ardında Allah laneti var, o işe karşılık da vade vefa olarak Allah rahmeti var. Kafirler inatlaşmada maymun tabiatlıdırlar. Tabiat, içte, gönülde bir afettir.

İnsan ne yaparsa maymunda yapar; maymun her zaman insandan gördüğünü yapıp durur. O, “Bende onun gibi yaptım” sanır. O inatçı mahluk aradaki farkı nereden bilecek? Bu emirden dolayı yapar, o, inat ve savaş için.
İnatçı kişilerin başlarına toprak saç! O münafık, muvafıkla beraber, inat ve taklide uyup namaza durur; niyaz ve tazarru için değil.

Müminler; namazda, oruçta, hacda, zekatta münafıkla kazanıp kaybetmektedirler. Müminler için nihayet kazanç vardır, münafıka da ahirette mat olma.İkisi de bir oyun başındaysa da birbirlerine nispetle aralarında ne kadar fark var; biri Merv’li öbürü Rey’li!

Her biri kendi makamına gider, her biri kendi adına uygun olarak yürür.
Onu mümin diye çağırırlar, ruhu hoşlanır. Münafık derlerse sertleşir, ateş kesilir. Onun adı zatı yüzünden sevgilidir. Bunun adının sevilmemesi, afetleri yüzünden, nifakla sıfatlanmış olan zatından dolayıdır.
Mim, vav, mim ve nun harflerinde bir yücelik yoktur. Mümin sözü ancak tarif içindir. Ona münafık dersen... o aşağılık ad, içini akrep gibi dağlar. Bu ad, cehennemden ayrılmış ve kopmuş değilse niçin cehennem tadı var? O kötü adın çirkinliği harften değildir. O deniz suyunun acılığı kaptan değildir.

Harf kaptır ondaki mana su gibidir. Mana denizi de “Ümm-ül-Kitap” yanında bulunan, kendisinde olan zattır.

Dünya da acı ve tatlı deniz var. Aralarında bir perde var ki birbirine taşmaz karışmazlar. Fakat şu var ki bu iki denizin her ikisi de bir asıldan akar. Bu ikisinden de geç, ta... onun aslına kadar yürü.

Kalp altınla halis altın ayarda belli olur. Kalpla halisi, mehenge vurmadıkça tahmini olarak bilemezsin.
Allah kimin ruhuna mehenk korsa ancak o kişi, yakini şüpheden ayırdedebilir.
Diri bir kişinin ağzına bir sıçrayıp girse o adam, onu dışarı çıkarıp attığı zaman rahatlar. Binlerce lokma arasında ağzına ufacık bir çöp girdi mi, diri kişinin hissi onu duyar sezer.
Dünya hissi, bu cihanın merdivenidir, din hisside göklerin merdiveni. Bu hissin sağlığını hekimden isteyiniz, o hissin sağlığını Habib’den (H.Muhammed’den) . Bu hissin sağlığı, vücut sağlamlığındandır, o hissin sağlığı vücudu harabetmektedir. Can yolu, mutlaka cismi viran eder, onu yıktıktan sonra da yapar.

Ne mutludur ve ne kutludur o can ki mana aşkıyla evini, barkını, mülkünü, malını bağışlamıştır. Altın definesi için evi harabetmiştir; fakat o altın definesini elde ettikten sonra o evi daha mamur bir hale getirmiştir.

Suyu kesmiş suyun aktığı yolu temizlemiş, ondan sonra arka içilecek su akıtılmıştır.

Deriyi yarmış,termeni çıkarmış... ondan sonra orada yepyeni bir deri bitmiştir. Kaleyi yıkıp kafirden almış, ondan sonra oraya yüzlerce burç ve hendek yapmıştır.
Hikmetinden sual edilmeyen Allah'’nın işini kim anlayabilir, o işin hakikatine kim erişebilir? Bu söylediğim sözler, ancak anlatmak için söylenmiş zaruri sözlerdir. Gah böyle gösterir, gah bunun aksini.

Din işinin kühnünü anlamaya imkan yoktur. Ona ancak hayran olunur. Fakat din işinde hayrete düşen, arkasını ona çevirmiş ondan haberi olmayan bir hayran değil, sevgiliye dalmış, onun yüzünden sarhoş olmuş, kendisinden geçmiş bir hayrandır.

Birisinin yüzü sevgiliye karşıdır, öbürünün yüzü yine kendisine doğru. Her ikisinin yüzüne de bak. Her ikisinin yüzünü de hatırında tut. Hizmet dolayısıyla yüz tanır olman mümkündür. Zira nice insan suratlı şeytan vardır. Binaenaleyh her ele el vermek layık değildir.

Kuş tutan avcı, kuşu avlamak için ıslık çalar, ötme taklidi yapar. Aşağılık kişi dervişlerin sözlerini, bir selim kalpli kişiye afsun okumak, onu afsunlamak için çalar.
Erlerin huyu açıklık ve sıcaklıktır. Aşağılıkların işi hile ve utanmazlıktır. Dilenmek için yünden aslan yaparlar. (yol aslanlarının şekline bürünür, onlar gibi görünürler),

Ebu Museylim’e Ahmet lakabı verirler. Ebu Müseylim’in lakabı yalancı olarak kaldı, Muhammed’e de akıllar sahibi dendi. O hak şarabının mührü, şişenin kapağı; halis misktir. Adi şarabın mührü, şişesinin kapağı ise pis koku ve azaptır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

DÜŞÜNCELER YUMAĞI


4/10/2006 · Kategori: ASK iKLiMi

 

 

 

 

 

                                    Rahman ve Rahim Olan ALLAH’IN Adıyla

 

 

 

                  Bir gece ruhum derinden iniltilerle uyandı.Belki şu gözlerim aşktan nasibini almamıştı ama gönlümün tüm kalelerinde tek bir fısıltı vardı:ALLAH...Dipsiz bir kuyuya düşenin bekleyişi gibi gönlümün istikametinde hep yeni bir uyanışı bekledim...Kaç kere sabahın aydınlığına küstüm bilmiyorum.Ama geceler hep hesapla geçti!

 

                  Ciğerleri dağlanmış,dimağları kurumuş aşk aşk  diye gezinen bir kervanın Kıtmiri olmayı dilerdim.O aşıkların gözyaşlarını kana kana içmeyi ne çok isterdim kimse bilemez.Bu koca sahrada bir kuru dal bile yokken şimdi dikenler var.Ve bu fakir o her bir dikeni aşkla sinesine sarmak istiyor.Yarının gül bahçesi olmayacağını kim bilebilir ki söyleyin dostlar...   

 

                  Öyle bir AH ile cehennemin tüm alevini içimde söndürmek isterdim.Ki başkası yanmasın...Binlercesinin,annemin babamın,çocuklarımızın,dostlarımın  hepsinin bu gedanın başına basarak  sıratıl müstakime varmasını öyle isterdim ki...Başıma taç yapardım o ayak tozlarını,bu tek iftiharım olurdu işe yaramaz ömrümün.Bu yara  kavuruyor CANIMI sessizce gönlümün avuçlarına ağlıyorum ey İLAHİ...Biliyorum tek şahidim sensin.

 

                  Ey İlahi aşkını bu canda daim kıl..İbrahim’i yakmadın ama beni yak,İsa’yı çarmıha germedin ama benim sinemi çivilerle doldur...yeter ki bana da Muhammed’in kokusunu almış desinler.Ya Rab başka mülk istemem,başka ihsan istemem...Ya Rab bu sevgi dergahında yolumuzu yeniden dirilt...Sevdiklerim sultan ben soytarı olayım,yüzüne tamah edilmeyen bir bahtsız olayım.Onlar koca bir cihan olsun ben onları gıptayla seyreyleyeyim...Ama yeter ki bana da Muhammed’in kokusunu almış desinler.. 

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::