ŞUUR VE NAMAZ
27/3/2007 · Kategori: ASK iKLiMi
Uyan gözlerim gafletten uyan
Kalkıp dirilmenin zamanı geldi.
Sabah vakti şu ezanı duyan
Huzura durmanın zamanı geldi
Sanki bütün dünya koynuna almış beni;üstüme örtünen yorgan ölü toprağı gibi çullanmış bu sedayı işitmeyeyim diye.Ayak ucumda belirdi gaipten biri yüzüme su serpiyordu, bu fırsatı kaçırma dercesine!Sanki kalk ey örtüsüne bürünen...hitabını duyar gibiydim.Uyku ölüme çok benzer uyanmak ise hayatın ta kendisi.İnsan bazen bu kavramları daha iyi anlıyor.Rabbimden gelen merhamet suyuyla çelik gibi niyetimi ihlas ateşine daldırdım.Büyük adım diyorlar;Musa’nın asası gibi nefis denizini ikiye böler, Hak ve batıl arasına kesin bir hudut çizer diyorlar ihlaslı bir niyet.Amellerin terazisi değil mi niyet?Habibin buyurmuyor mu ameller niyetine göredir.Hani yüce sevgili diyorsun ya “yüzünüzü doğuya da batıya da çevirseniz benim yüzüm oradadır” İman ediyor ve bu fecr vakti tasdik ediyorum ki gönül sana meyledip yüzünü sana döndüğünde görecektir ki senin baş gözünden uzak; gönül gözüne ayan cemalin oradadır.Senin nurun kainatı çepeçevre kuşatmıştır.Niyet sen olunca akibette seninle ilgilidir ey Kainatın Sultanı.
Ürperdi,irkildi vücudum avuçladığım suyla.Su hem arıdır hem arıtıcı diyor Hacı Bektaş Veli...Cenabı Hak buyuruyor ki “biz her şeyi sudan yarattık” .Elime yüzüme vurduğum su beni varlığın başlangıcına götürdü.Öyle ya varlık su ile başladı her bir hücremin aslı su!Hayat ve su...Sen demiyor musun her şey aslına döner;işte bu irkiliş ondandır ey İlahi.Abdest ve ruhu dirilterek hayat veren namaz.hiçbir amel bu kadar yakışmamıştır birbirine.Gelin ve damat gibi.Suyun değdiği her uzuv aslına kavuşmanın verdiği huzurla dirilişe bileniyor.Kapına divanına duracağım birazdan biliyorum ki sana doğru atılan her adım öyle biz zenginlik ki bunu ne Karun ne Firavun gördü…
Dilim,gönlüm,aklım hep bir ağızdan “Allahuekber” diyerek seni arzdan arşa kadar her mekanda ismini,zatını,sıfatlarını yücelterek kapını çaldım ey İlahi!Sana hitaplarının en güzeliyle geldim.Yüzümü Kıbleye Adem’in İbrahim’in ve Habibinin müjdeyi yaydığı yöne çevirdim.Ellerimin avuçlarını kaldırdım boş avuçlarımı sana çevirdim.Çağrına iki elimde bana emanet ettiğin dünyayı salarak geldim.Bir çocuk gibi senin verdiğinden başka hiçbir şeyim yoktur dercesine avuçlarımı açtım.Ellerimin ardına benliğimi ve masivayı koydum gönlümün istikametine ise senin rızanı…
Korkum hicabımdır ümidim ise rahmetindir.Dilime doladım Kuran’ın esrar bahçesi Fatiha’yı.Fatiha açılış demek miş bende gönlümün surlarını sana açtım.Muazzam bir anahtar kuluna neyi nasıl isteyeceğini senden başka kim öğretebilir ki?Seller sular gibi geçiştirerek okuduğum Fatiha şimdi damla damla gönlüme yağıyor meğer ben ne sattığını bilmeyen tüccarmışım..Vay başıma benim…Demek İmam’ım bir deve yükü dolusu Fatihanın tefsirini yaparım derken ben bundan gafil seni andığımı zannediyordum. Hele “iyyake na’büdü ve iyyake nestain demek” Allah’ım bu ne büyük bir iddia!Dizlerimin feri kesildi ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dilerim...Kim bilir kaç defa şirke düştüm bilmeden kim bilir kaç defa fanilerden medet umdum.Ağlıyorum aklıma Bistami’nin kıssası geldi.Derler ki Bistami bir gün namazını eda ettikten sonra İlahi amelimden umudum yok benim.Güvensem güvensem tevhidime güvenirim.Bu sözün üstüne bir ses işitir;ses derki Ey Bayezid senin ağzını süt yaktığında ağzımı süt yaktı demiştin.Oysa her şey onun Ol emrine bakar sen faili süt sandın nerde senin tevhidin.Beynimden vurulmuşa döndüm divanında mağfiret diliyorum beni delalete düşmüşlerin değil sıratıl Müstakime,rüküdayken zekat verenlerin yoluna ilet Rabbim.Benim hiçbir güvencem yok senin Rahmetinden gayrı.
Ve dedin ki:biz bu yükü dağlara ve taşlara verdikte kaldıramadı...Belim büküldü o yük sırtımda eğildim rükuya.Beni alemlere sultan kıldın halifem dedin.İnsanı eşrefi mahlukat olarak sundun varlık alemine.Tevazuyu Adem’den kibiri İblisten miras aldık.Boynum emrin karşısında kıl kadar ince demiyorum zira varlığım varlığın karşısında yok oldu gitti kılın bahsimi olur ey İlahi!Rüzgarın kuvvetine boyun eğen kamışlar gibi her şeyden münezzeh olan sevdiğim azametinin karşısında inliyorum.Beni müdrik kıl beni özüme getir.Ve sen sözüne sadıksın ki seni hamd edenlerin sesini işitirsin ve onların yükünü hafifletirsin.Biz ancak senin verdiğin kuvvetle tekrar doğruluruz,ölü toprağın altında yeniden hayat verdiğin tohumlar gibi...Ve Rabbim seni hamd ediyorum..Biz ne kadarda az şükrediyoruz öyle değil mi gönül?
Ey sevgili sen yücesin büyüklük seni ifade etmez.Sana iltica ettim ve kendimi secdenin koynuna, dudaklarımı rahmet pınarına,aklın makamı olan başımı arzuladığı turaba bırakıyorum.Şüphesiz senin kuluna en yakın olduğun an secde anıdır.Beni kendine yakın kıl araya perdeler çekme.Bedenimi şeriat kabına gönlümü hakikat şarabına çevir.Sekahum tahuradan içir yüreğimi.Allah Allah diyen hicranıma bin hicran ekle vakti gelmeden tattırma ona vuslatı şimdilik sermayem hasretim olsun…Yedi uzvum şahit olsun bu naz-u niyaza.Sevgilinin nazarı seveni kendine celbeder.Beni coşkunluğum sendendir sen dilemedikçe ben hiçbir şey dileyemem Sevdiğim!Kamillerin aslı topraktır;ki toprak tevazunun ve teslimiyetin makamıdır.Bizi de sadık kulların gibi turab et yolunda Allah’ım.
Aşk ile doğruldum dizlerimin üzerine oturdum.Azgın develer gibi sahibinin emriyle çöktü nefsim huzurunda.Hani bir ayetinde diyordun ya denizler mürekkep olsa ağaçlar kalem benim nimetimi yazmaya yetmez...Saymıyorum nimetini hayret makamından seyrediyorum bu ilim denizini.Senin ilmin her şeyi ihata etmiş utanıyorum kaç zamandır hangi gözlerle bakmışım aleme...Deniz kenarında sabırla bekliyorum dalgalar bana hangi nimeti ulaştıracak diye.Şahadet ediyorum bir kere daha birliğine...selamların en güzelini sevgiline,sevgilimize ve onun evlatlarına sunarak.Ve nimetin ulaştı gönlüme taştı köpüğü döküldü dilime:
Sarhoş ben şarabımı secdemde içmişim
verme adres başka meyhane bilmezem
gönül bostanından yalaz otu biçmişim
Ehlibeyt’ten gayrı reyhane bilmezem…
Sardı canı gül kokusu cennetten bir rüzgar
Meğer helalmiş ehline;haram bilir ağyar
Dizilmiş On İki İmam gör katar katar
Ehlibeytten gayrı reyhane bilmezem
Hızır Abdal der bizde Mustafa’nın gülüyüz
Ali’nin bağında öten şeyda bülbülüyüz
Hak bilir sırrımızı aşk ehlinin dölüyüz
Ehlibeytten gayrı reyhane bilmezem
26.03.2007