PARILDAYAN SİMALAR


17/6/2009 · Kategori: MAKALELER



Tarih boyunca bütün inanç,fikir,ideolojiler  lider şahsiyetlerin yanında mutlaka o düşünceyi kamil manada özünde temsil eden sağlam kadrolar bulundurur.Ve çoğu zamanda tarih bu şahısları bizlere sessizce fısıldar.Hak ve hakikat yolunun temsilcisi olan Hz.Muhammed ve İmam Ali ruhlara derin kökler salan bu ebedi kurtuluşu güzide bir ekiple hayata geçirmiştir.İşte bu vefakar,sebatkar,yiğitleri tanımak onları tüm müslümanlara tanıttırmak gerektiği inancındyım.

Mevcut eserlerimizde Hz.Ali (as) yolunun mimarlarından,emektarlarından olan bu abide şahsiyetler yeterince işlenmemektedir.Bu yolun gerçek liderleri olan On dört Masumu Pakın gölgesi altında kalmaları doğaldır. Doğal olmayan onlara yeterli ilgi ve alakayı kuramamış olmamızdır.

Bugün ülkemizde "sahabe ekolü" diyebileceğimiz bir anlayış yaygınlaşmıştır.İslam'ın güzellikleri ve ruhu sahabeler örnek verilerek "sahebe ruhu" yaratılarak yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır!Hem alevi hem sünni camianın ruhuna oturmuş bir Ali izi vardır.Bu sahabe çizgisiyle Ehlibeytin izi tamamen silinerek değer yargıları başka kaynaklara otrutulmak istenmektedir.Bunu cemaat liderlerinin eserlerine göz atarsak net bir şekilde görebilirsiniz.İşin can alıcı noktası bu eserlerde İmam'ın görüşlerini görmek bir yana bazı güzide sahabelerden bir iz bile görmek hayal olur...

Bu abide şahsiyetler Hz.Muhammed'in (s.a.s) tohumlarını attığı ve İmam Ali'de vücud bulan "Alevilik" yolunun birer neferi olarak Allah'ın süslerini her hücrelerinde taşımışlardır.Öyle kutlu insanlardılar ki Peygamber (sas) onlar için şöyle diyordu: "Ali ve Şiası ne güzeldir.Cennet onları özlemektedir...İşte belki de sıhhati tartışılan "benim ashabım yıldızlar gibidir.." hadisi ile kastedilen İmama (a.s) gönül vermiş Peygamberin sadık ashabıdır.Gelin isterseniz bu okulun ilk talebelerini kısa kısa olsada analım..

Selman-ı Farisi bu yolun en üst makamlarına ermiş ve erimiş,insan-ı kamilin burçlarına varmış bir bayraktardır.O nefeslerde İmamların yanında anılan,Ali'ye Selman olasın diye dillendirilen yüce bir ruhtur.Ben-i Sakife den son nefesine kadar İmamet-Velayet sancağı altında mücadele etmiş Ehlibeytin hakkını savunmuştur.Ali okulunun yayılmasında yüksek bir payı vardır.Kader onu mecusi bir ailenin evladı olmaktan Peygamberin manevi ailesine kadar yükselmeyi yaşatmıştır.Zira Nebi (a.s) "Selman bizdendir,Ehlibeytimden dir.."diyerek hakkında tathir ayeti inen Ehlibeytinden saymıştır.Hendek savaşıyla tarih sahnesinde yerini alan bu acem yiğidi gönüllerde Ali isminin yanında yer almaya devam edecektir...  

Bir diğer önemli sima ise Ebuzer El-Gıfari'dir.Muhammedi İslam'ı savunmada tavizsiz duruşu,Peygamber sonrası dönemde her türlü yanlış uygulamaya baş kaldıran ve bu tavrıyla Ehlibeyt okulunun dışa yansıyan sert muhalefeti oldu.O henüz yeni müslüman olduğu anda bu gerçeği Kabe önünde haykıran ve türlü işkenceler gören Peygamber aşıklarındandı.Halife Osman döneminde Peygamberin misyonunu,mirasını yiyen Emevi zulüm,haramzade tezgahlarına sessiz kalamamış gittği yerlerde sesli düşünmüştür.Kisra saraylarındaki Muaviyeyi bunaltmış ve sonunda dönemin halifesi Osman tarafından dövülüp Rebezeye sürülmüştür.Henüz Resulullah hayata iken Ebuzer için "yer yüzünde Ebuzer gibi doğru sözlü adam görmedim" diyecek kadar emin,dosdoğru bir adamdı Ebuzer...Onun Kab'ül Ahbar gibi bidatçı zihniyetlerin başına vurduğu eğri kemik bin yıl ötesine anlamlı mesajlar vermiştir.O son nefesini yalnız geçirmemiş bilakis Resulullah'ın ravzası içinde vuslata ermenin neş'esini doyasıya yaşamıştır...O gerçek bir erdi...  

Ve bir başka sima Ammar bin Yasir'dir.İslam güneşinin henüz yükseldiği dönemlerde ailesi ile birlikte ilk işkencelere maruz kalan Ali'nin yaşı ilerlemiş dostuydu Ammar.O hayatı sorgulayarak dahil olduğu bu yolda hep ezilmiş insan kitlelerinin simgesi olmuştu.Halifelik mücadelesi esnasında hakkı çiğnenen İmam'ı hiçbir mevki ve makama terk etmemiş,takva sınırlarını zorlayan bu  vefalı dost Sıffin'de mücadelesini şehadetle tamamlamıştır.Onun duruşu olduğu kadar şehadetite münafıkları titretmiştir.Zira Resulü Ekrem "Ey Ammar!Seni zalim,azgın bir kavim helak edecektir" diyerek Muaviyenin koynuna cehennem narlarını doldurmuştur.

Ve bir diğer sessiz kahraman Mikdat Bin Esveddir.Bütün ömrü boyunca karşılıksız ve safiyane bir şekilde Peygamber ve Ehlibeytine bağlı yaşamıştır.Şura olayında İmam'ın gerçek halife olduğunu net bir şekilde haykıran bu güzel insan için Resullullah şöyle diyor:Allah bana dört kişiyi sevmemi emretti.. Buyurmuş ve Mikdat'ı bunların arasında saymıştır.Bu yüce insan ömrünün sonuna kadar sünnete sımsıkı sarılmış Ali'nin yolunda ismini altın levhalara kazımıştır...

Bu kutlu evtadı erbaanın dışında Huzeyfetül Yemani,Osman Bin Huneyf,Malik_i Eşter,İbni Abbas,Hz.Abbas,Kumeyl Bin Ziyad,Eyübel Ensari,Hücr Bin Adiyh,Bilali Habeşi,Üveys El Karani gibi hepsi birer yıldız,melekler üstü ruhlara sahip Hz.Mustafa'nın gülleri var...Ve bizlere düşen görev birçoğu cennetle müjdelenen ve her nasılsa aşer-i Mübeşşere ! hadisinde yer almayan bu kahramanları daha derin çalışmalarla yeniden tanıtmaktır...Selam olsun size ey Allah Resülünün yiğitleri... 

Yorum (yok) Yorum yaz!

ALEVİ İSLAM İNANCINDA AHİRET KAVRAMI


19/9/2008 · Kategori: MAKALELER

AHİRET İNANCI VE YENİDEN DİRİLİŞ

 

         Her geçen gün insan aklının ve teknolojinin keşifleriyle içinde yaşadığımız bu kainatın tesadüfi olması mümkün olmayan sistemlerle donatılmış olduğunu görmekteyiz.Akıl ve vicdan sahibi olanlara Allah’ın varlığı ve birliğine ilişkin bir çok deliller mevcuttur.Hepsi birer inkar sistemi olan maddeci ideolojiler “evrim teorisini” ortaya atarak yaşamdaki tüm döngüyü doğanın gücüne bağlamak istediler.Bu gün dahi eğitim sistemimizde inatla öğretilmektedir.Oysa hiçbir bilimsel temeli olmayan sadece bir “teori” olan bu anlayışın tek hedefi “Allah” kavramıdır.Üstün akıl ve güç sahibi bir iradeyi inkar etmektir.İnkarcı zihniyet bir tiyatro sahnesinde farklı kostümlerle farklı rolleri oynayan tek bir oyuncu gibidir.Amaç varlığı sadece maddesel boyuta indirmektir…Bu nedenle inkarcıların ilk işi ölüm ve ötesini inkar etmek ölümü sadece bir yok oluş olarak zihinlere yerleştirmektir.Zira ahiret inancı tevhidin omurgasıdır.Ahiret olmazsa Allah’a inanmaya,nübüvvete, haram ve helale,iyi ve kötü ahlak kavramalarına ihtiyaç olmayacaktır.  

 

Oysa ahrete (mead) yani yeniden diriltilip hesap vereceğimize inanmak usul-u dinin,imanın esaslarındandır.Ve bu sebeple inananların özellikleri sayılırken Kuran’da şöyle buyurulmaktadır: “Ve onlar sana indirilene senden önce indirilene iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar” (1) Ölüm inanan insan için bir yok oluş değil sonsuz bir hayatın başlangıcıdır. Resul-i Ekrem (s.a.a) "Zannetmeyin ölmekle yok olacaksınız. Ölüm sizi bir evden öteki eve götürür." şeklinde buyurmaktadır (2)

 

İslam dini açısından beden ve ruhun iki değişik hakikate sahip olduğu kesindir. Beden, ölüm vakti gelip çattığı zaman hayati özelliklerini kaybeder ve özü olan doğanın koynunda dağılıp - gider. Ama ruh böyle değildir,ruh ölümlü değil bakidir.Bedenle birlikte olduğu sürece, beden, hayatını ondan alır, bedenle olan ilişkisini kestiği ve ayrıldığı an beden ölür.Bedenin hayat fişi ruhun elindedir ona hayatı ruh şarj eder.

 

Oysa kainat mükemmel bir döngüye sahiptir ve başkalarının zannettiği gibi tesadüfler sistemi değil mutlak kudret sahibi olan Allah’ın eseridir.Bunun en basit cevabı şu örnek olabilir:Çölde yürüyorsunuz sizden başka kimse yok ve karşınıza üst üste konulmuş iki taş görüyorsunuz..Aklınıza ilk gelen soru bunları kim böyle üst üste koymuş dersiniz?İşte bu soru bütün maddeci teorilerin boş olduğunun ilk sinyalidir.İnsanlar öldükten sonra dirileceklerine inanmamaları karşısında Kuran en güzel örnekleri vererek bu inkarı kırmaktadır.Şöyle bir düşünün insan ölüyor ve tüm vücudu çürüyerek toprağa dönüşüyor.Bu somut olay insanlara “yok oluş anlamında” daha inandırıcı gelmektedir. Oysa bu toprak kışın veya kurak bir mevsimde ölü gibidir.Üstünde hiçbir şey yetişmez.Ama baharda bu ölüm kucağı hayat membaı haline gelir.O uçsuz bucaksız kırlar türlü gelinciklerle,sarı çiçeklerle müthiş bir ahenge bürünür.Daha dün ölüm varken baharda yeniden diriliş sahne alır.Bunu görebildiğimiz halde Allah’ın bizi yeniden dirilteceğine neden inanmıyoruz?Hz.Ali Efendimiz  diyor ki “ilk hayatı görüpte ikinci hayatı inkar edene şaşarım. (3) Bakınız Kuran buna nasıl misal veriyor:

Ve bize bir örnek getirmede ve yaratılışını da unutmada, çürüyüp dağılmış kemikleri kim diriltir demede.De ki: Onu ilk defa yapıp meydana getiren diriltir ve o, her çeşit yaratmayı bilir” (4)

 

Evet ölüm ve ötesi insana haktır.Hayat burayla ibaret değildir.Hiçbir insanın yaptıkları iyiliklerinin veya kötülüklerinin sonu basit bir ölüm olmamalıdır.Böylesine lütuflarla donatılmış mesuliyet sahibi bir varlığın hesap veremeyeceği düşünülemez.Zalimin yaptığı yanına kâr,mazlumun çektiği zarar kalan  bir dünyayı bir hayatı hayal edebiliyor musunuz?Bunu hiçbir temiz akıl ve vicdan sahibi nasıl kabul edemiyorsa adil olan Allah bizlere böyle bir sonu nasıl reva görebilir ki?O şüphesiz adildir.

 

         “Her nefis ölümü tadıcıdır.Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir…” (5)

 

Allah mutlak adildir;kıyamet günü herkes mahşerde toplanacak ve hesap verecektir.Hiçbir iyilik ve kötülük karşılıksız kalmayacaktır.Hiç kimsenin yardım elini uzatamayacağı akıllara ziyan din gününden elbet kaçış yoktur.Ödül cennet ceza cehennemdir! “O gün tartı haktır.Kimin tartıları ağır basar ise işte kurtulanlar onlardır..” (6)

“Allah yolundan sapanlara, soru gününü unuttuklarından dolayı şiddetli bir azap var” (7)

 

                   İşte bizi bekleyen böyle bir günde mutlu sona erişmek için tüm hayatımız Kuran’sal bir yaşama bürünmelidir.Ehlibeyt İmamlarının rehberinde Kuranın birer şubesi gibi hayatımızı İslamla donatmalıyız.Bir söğüt yaprağı gibi akıbetimizi sorgulamak korku ve ümit arasında Allah’a dayanmak zorundayız.Dünya çekici bir kadın gibi açmış kollarını irademizi,ruhumuzu elimizden almak için tuzaklarını kurmuş!İnanmayanlar dahi böyle bir günün ihtimali korkusuyla yaşarlarken biz müminlerin neden bu kadar kayıtsız bir yaşamı var?İmam Ali (kv) ahretinizi dünyaya satmayın kalıcıyı geçiciye değişmeyin. (8)İşte bu kayıtsız yaşama Kuran’dan bir uyarı: 

“Yoksa kötülük kazananlar, kendilerini de iman edenler ve iyi işlerde bulunanlarla eşit mi tutacağız dirilikleri de, ölümleri de onlarla bir mi olacak sanıyorlar? Ne de kötü hükmediyorlar. Ve halk etmiştir Allah gökleri ve yeryüzünü gerçek olarak ve herkes kazancına göre karşılık bulsun diye ve onlara zulmedilmez. (9)

 

         Bütün bunların yanında kamil insanlar pervanenin ışığa müptela olması gibi Hakk’ın cemaline pervanedirler.Onların muradı Allah’ın hoşnutluğudur.Bu sebeple onların makamı farklıdır.İmam Cafer-i Sadık (as) şöyle diyor: İnsanlar Allah'a üç sınıf halinde ibadet ederler. Onlardan bir sınıf, O'nun cennetinin şevki ve sevabının ümidi ile ibadet ederler. Bu, hizmetçilerin ibadetidir. Onlardan bir diğer takım, O'na cehenneminden korktuğu için ibadet eder. Bu da kölelerin ibadetidir. Onlardan öteki bir sınıf ise, O'na, O'nun sevgisinden dolayı ibâdet ederler. Bu, kerim olanların ibadetidir ve bunlar, emin olanlar (ümena') 'dır.(10) Güçlü ve Ulu Allah'ın bu konudaki buyruğu şudur: "Ve onlar o gün korkudan emin kalırlar (11)

 

                   Daha düne kadar ateizmin sütü emenler bugün karşımıza Aleviliğin yaman gürbüz çocukları olarak karşımıza çıkmışlardır.İşte hakkı inkar eden bu zümreler cennet ve cehennem yoktur düşüncesini sistemli bir şekilde bilinçaltınıza pompalıyorlar.Ahiret inancı imanın iliğidir ve bu tuzaklara dikkat etmek gerek.Bu bahsi sözün en güzeli olan ayetlerle kapayalım.

Hacı Ali TURABÎ hazretleri Medine-i Münevverede Resul’ün (saa) huzurunda şu dizeleri söylemiştir..

 

Birgün zahir olur, kıyamet dehşeti

“Nefsi, nefsi çağırır”, cümle nebi sana ümmeti

Cihan-ı yar, Ali yarin cümlesinin hürmeti

Kıl şefeat Ya Muhammed Şah-ı Sultan-ı Resül

 

 Görmezler mi ki şüphe yok, Allah, öyle bir mâbuttur ki gökleri ve yeryüzünü yaratmıştır ve onları yaratırken yorulmayanın, âciz kalmayanın, elbette ölüyü de diriltmeye gücü yeter; evet, şüphe yok ki her şeye gücü yeter onun(12)

        

         Olanca yeminleriyle öleni Allah diriltmez diye yemin ettiler.Hayır;O’nun üzerinde hak olan vaidtir;ancak insanların çoğu bilmezler.”(13) 

 

 

                                                                                

 

1-Bakara Süresi –4. ayet

2-Biharul envar 2. cilt sy 161

3-Gurerul Hikem,Ebul fetih abdulvahid amidi sy-53

4-Yasin Süresi 78-79. ayetler

5-Al-i İmran Süresi 185. ayet

6-Araf Süresi 8. ayet

7-Sad Süresi 26. ayet

8-Gurrerül Hikem sy 56

9-Casiye 21-22

10-Risâletu'l İ'tikadati'l İmâmiyye,Şeyh saduk sy-88

11-Neml Süresi 89. ayet

12-Ahkaf süresi 33. ayet

13-Nahl Süresi 38. ayet

 

                   ALEVİLERDE AHİRET İNANCINA İLİŞKİN ÖRNEKLER

      Ehlibeyt mektebinin beş temel inanç prensibi vardır.Bunlar tevhit,nübüvvet,adalet,imamet ve meaddir (ahrete imandır).Yazımızın bu kısmında Alevi kaynaklarında yer alan ahiret,hesap günü,cennet ve cehennem kavramlarına yer vereceğiz.Ancak bu kısma geçmeden önce Resulullah (Saa) ve 12 İmam Efendilerimizin bu konudaki söz ve buyruklarını sizlere kısaca aktaracağız.

Salat ve selam üzerine olsun Nebi (saa) şöyle buyurdu:

 "Ey Abdulmuttalib oğulları! Doğrusu gözcü kendi halkına yalan söylemez. Beni hak peygamber olarak gönderene yemin ederim ki, sizler sanki uyurmuş gibi mutlaka öleceksiniz ve sanki uyanırmış gibi yeniden diriltileceksiniz. Ölümden sonra cennet ve cehennemden başka da oturacak bir yer yoktur".

      Bütün insanlığın yaratılmaları ve ölümden sonra diriltilmeleri, Güçlü ve Ulu Allah için, ancak bir tek nefsin yaratılması gibidir. Bu, Yüce Allah'ın şu kelamına uymaktadır:

"Sizin yaratılmanız ve tekrar diriImeniz tek bir nefsin yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir (1)

Size fana yokluk için değil belki beka için yaratıldınız.ve sadece bir evden başka bir eve taşınıyorsunuz. (2)

Şaşrım Allah’ın vaerlığından şüpheye düşeneki Allah’ın yarattıklarını görüp durur.Şaşarım Alşlah’ın varlığından şüpjeye düşene ki ölenleri gözleriyle görür.Şaşarım ahiret yaşayışını,tekrar dirilişi inkar edene ki ilk yaratılışı görür bilir. (3)

 

Pir Sultan Abdal: Bu büyük ozanımızın nefeslerinde gerek itikadi gerekse ameli hususları bolca görmek mümkündür.Hemen hemen toplumun genelinin bildiği ve aşağıya sunduğumuz dörtlükte ahiret,sorgu sual,mahşer,mizan kavramları işlenmiştir.Ahirette mutlu sona ermenin ancak ve ancak allah’a kul olmaktan geçtiğini söylen Pir Sultan Zariyat süresinin 56. ayetindeki “ben cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım” ayetini güzel bir vurguyla halka ulaştırdığı görülmektedir.

 

İki melek gelir sual sorarlar

Dökerler hurcunu gevher ararlar

Bir kum üstüne köprü kurarlar

Geçemezsin Hakka kul, olmayınca (4)

 

“Pir Sultanım dünya fanidir fani

 İnsana verdiler emanet canı

 Dünyadan ahrete uludur yolu

       Bundan gayrı yol yok, dönesin geri (5)

 

Ulu mahşer kurulur

Suçlu suçsuz anda belirir

Piri olmayanlar anda bilinir

      Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan  (6)

 

Kitab-ı Fevaid  Aşağıya vereceğim iki pasajda kıyamet gününe ve diğer dünyanın varlığına ilişkin vurguları bulacaksınız.

 “tanrı buyurur:kıyamet gününe ve nefs-i levvameye yemin ederim……(7)

    Hz.Peygamber efendimiz hz. Ali’ye öğüt amacıyla şöyle buyurmuştur:”insanlar kendilerini yaradana iyilik ve güzellik nurlarıyla yaklaşırlarsa tanrıda sonsuz iyilikler ile onlara yaklaşır. Onları dünyada insanların yanında öte dünyada da kendi tanrısal katında derece ve rütbelerini ilerletir. ”(8)

Virani Baba Risalesi      

      Virani baba risalesinde ahzap süresinde 57. ayeti vererek şöyle demektedir:”yazık onlara ki insanı incitirler.tanrı ve resulünün sözüne güvenmezler. Onların özü ve sıfatına ikrar etmeyenlerin üzerine tanrının laneti vardır. Dünyada ve ahirette  dahi onlar için azap hazırlanır.” Azaptan murad cehennem ateşinde yanmaktır. (9)

     Eğer ateşte yanmamak dilersen Ali evladı ve Ali’ye ikrar eyle ve her kim eylemezse cennet ehli değildir.(10)

KİTAB-I DAR            :

   Kitab_ı Dar adlı eser daha çok cenazeden sonra okunan anonim bir kitaptır. Alevi Bektaşi litaretüründe bizce büyük bir öneme sahip olması içeriğinin inanç akideleriyle dolu oluşudur. Aşağıya kitapta bol bol alıntılarla ahiret,sorgu sual, cennet cehennem kavramlarına yer vereceğiz.

-Ey alemlerin Rabbi dünya ve ahretin efendisi Muhammed Mustafa’nın ve mertlerin Şahı Aliyyül Murtaza’nın senin katındaki hatırları için işimizi kolaylaşır.(11)

-Yüce Kuran’ın şerefi, asaleti ve faziletleri hatırı için, Hakka yürüyen (ölen) bu kimsenin kabrini Cennet bahçelerinden bir bahçe eylesin. Kabirde meleklerin sorularına kolay cevap vermeyi nasip eylesin.(12)

-hak teala hazretleri yedi (kat) Cehennemin , sekiz Cennetin , yüce cennetin içinde süt, bal ve güzel koku şeklinde akan ırmakların, Kevser suyunun , onu ikram eden Aliyyül-Murtaza’nın ,ona tabi olan imamların, onların anne babalarının , cennet kızlarının, cennet elbisesi diken İdris peygamberin , kendilerine Kevser suyu içmek nasip olan inançlı ve Müslüman kulların hakkı ve hatırı için ,Hakk’a yürüyen bu jimselerin kabrini Cennet bahçelerinden bir bahçe eylesin.(13)

Yunus Emre  :

   Bu dünyayı elden bırak ahrete eyle yarag(hazırlık)

   Erenlerden olma ırak gel ikrar et erenlere  (14)

Kul Mustafa:

Yedi cehennemden ileri dışa

Senide çalarlar taştan taşa

Yılan çıyan akrep başına üşe

Sokarlar azamı canda ağlayı (15)

Şerh-İ Besmele:Besmelenin önemini tatlı bir üslupla dile getiren Hacı Bektaş Veli yüce Mevlamızın sonsuz rahmetini gönül soframıza sunarken ahiret-cehennem kavramlarına değinmiştir.

Allah deyince tanrılığım bilinir.Rahman desinler ümmetini cehennemden kurtarayım..(16)

Kıyamet günü olduğu zaman Tanrının tecelli eden kahrını gören çaresiz asiler zebaniler başına üşüşüp cehenneme sürüklenirken ağlayarak feryat ederler. (17)

Makalat

Ve hem dünyada dört türlü od (ateş) vardır…Dördüncü tamu (cehennem) odudur.(18)

Uçmak (cennet) makamınız,hur-ül-ıyn çiftleriniz Rıdvan kapucunuz,Kiramen katibin müşerrefiniz Kuran inancınız Malik zindancınız Muhammed mustfa şefaatçınız.(19)

                                                                                                                

1-Risâletu'l İ'tikadati'l İmâmiyye,Şeyh Saduk-sy 66

2-Biharul Envar6.cilt,Allame Meclisi

3-Nehcül Belaga,Çev.A.Gölpınarlı sy-408

4-Pir Sultan Abdal Divanı,sy-311

5- Cahit ÖZTELLİ, 1989, Pir Sultan Abdal, Özgür YayınDağıtım, s. 245

6-Pir Sultan Abdal Divanı,sy-105

7-Kitab-ı Fevaid,Çev. Baki Öz sy-88

8-Fevaid,sy-90 105. öğüt

9-Virani Baba Risalesi-sy293

10-Virani Baba Risalesi sy-325

11-Kitab-ı Dar,Çev. Osman Eğri,sy-42

12- Kitab-ı Dar,Çev. Osman Eğri 45

13- Kitab-ı Dar,Çev. Osman Eğri 86

14-Mahmut Bozçalı Alevi Bektaşi Nefeslerinde Dini  Muhteva sy-125

15-Bektaşi Şairleri ve Nefesleri,Ergun syf 81

16-Şerh-i Besmele,Rüştü Şardağ sy-49

17- Şerh-i Besmele,Rüştü Şardağ sy-66

18-Makalat,sy-36

19-Makalat sy-41

 

Yorum (1) Yorum yaz!

Alevilikte Ramazan Orucu


5/9/2008 · Kategori: MAKALELER

                                      ORUÇ (SAVM)

 

 

                   Allah’ın rızasını kazanmak ve O’na olan teslimiyetimizi ilan etmek için belli bir zaman dilimi içinde –imsak vaktinden güneşin batımına kadar- imkan olduğu halde yeme ve içmeye ara vermek,ele bele ve dile sahip olup güzel hasletlerle donanmak,Hakk’ın boyasıyla boyanmak ve ibadet şuurunu en deruni şekilde yaşamak olarak tanımlayabiliriz orucu.Zahirde bedeni batında ruhumuzu terbiye eden oruç; bedenin zekatıdır.

 

                   Oruçta sabır mürşit,nefs ise mürittir.Bir arınma bayramı,mana çıtalarının yükseldiği,gönül gözlerinin ihsan penceresinden Hakkı müşahade ettiği,katı yüreklerin sürgün verme mevsimidir oruçlu olarak alınan nefesler...Fakir ve unutulmuş ihtiyaç sahiplerinin dünyasına fevkalade temiz duygularla dalmamızı sağlayan, dayanışmanın ve cömertliğin hat safhada olduğu bir ibadettir.Bu sebeple oruçlu kimse  kendi bulunduğu durumun daha ağır şartlarını hayal ederek ve ya bizatihi görerek şükretmeye başlar.Hamd ve sena suyu sabır arkına dökülür ve rızık çarkının dönmesine vesile olur.Eğer bir insan Rabbini anarsa elbette kerem sahibi Zat-ı İlahi bin bir rahmetiyle o aciz gönüllere cevap verecektir.

 

                   Evet oruç öyle bir irade ister ki o irade gönüle çadırını kurdumu o ruh insan olmanın hakiki vasıflarıyla donanır.Ve sonrada tabiata,insana,börtüye böceğe nazarı değişir.Tavını almış toprak gibi her güzel şeyi vermeye hazırdır.Bu amelin feyz ve bereketi o kadar fazladır ki bir Hadisi Kudsi’de şöyle buyrulmaktadır: “Oruç benim için tutulur.Onun karşılığını ben veririm.Sevabının mükafatının haddi hesabı yoktur.” Kul  Allah’a o kadar  yakınlaşıyor ki yakinlik mertebesinde onunla haşir neşir olur.Bu amele iştirake sadece ruhumuz değil hücrelerimiz, damarlarımızda akan kanımızda dahil olur.Bu sebepledir  ki ecri hesapsız olacaktır.

                                                                                  

 

                                       RAMAZAN ORUCU

                  

         Hz. Ali (kv) Efendimiz Ramazan orucu hakkında Resul-ü Ekrem’den şunları aktarıyor: “Resulullah bir gün hutbe okuyarak şöyle dedi:Ey insanlar Allah’ın bereket ve mağfiret ayı size ulaşmıştır.Öyle bir ay ki Allah indinde tüm aylardan üstündür.Gündüzleri en iyi gündüz geceleri en iyi gecelerdir.Nefeslerinizde tesbih sevabı ve uykunuzda ibadet sevabı vardır.Bu ayda amelleriniz makbul ve dualarınız kabul olur.O halde sadık niyetlerle ve temiz kalplerle sizleri oruç tutmaya ve Kuran okumaya davet ediyorum.Muvaffak olmak için Allah’ı zikredin.Zira asıl kötü bedbaht olan bu büyük ayda Allah’ın mağfiretinden mahrum olan kimsedir.” Böyle rahmeti yüksek kurtuluş vesileleri ile dolu Ramazan ayını boş geçirmek,önemsememek ne büyük bir gaflettir.

 

                     Evet geçmiş ümmetlere olduğu gibi bizim ümmetimize de oruç farz kılınmıştır.Bunu Kuran şöyle ifade eder: “Ey iman edenler sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de yazıldı,belki bu sayede kötülüklerden korunursunuz.” (1) Peki bu üzerimize farz kılınan oruç ne zaman tutulacaktır? Yine Kuran’a yöneliyoruz ve bize yukarıda verdiğimiz ayetten iki ayet sonra doğru adresi gösteriyor: “Ramazan ayı;ki insanlar için hidayetin ve doğru yolu gösteren hakla batılı birbirinden ayıran delilerin kaynağı olarak Kuran onda indirilmiştir.Kim o ayda hazır bulunursa oruç tutsun..” (2)  Hacı Bektaş Veli Makalat’ında şeriat kapısından bahsederken müminin yapması gereken temel ibadetleri şöyle sıralıyor: “Pes imdi abitlerin taatleri namazdır,oruçtur,zekattır ve hacdır.” (3) Bu ibadetleri sayıp referans ayetleri   verirken oruçla ilgili olarak biraz önce değinmiş olduğumuz Ramazan ayı ile ilgili ayete atıf yapmaktadır.

 

                     Ramazan ayını manevi bereketlerle dolu olmasının bir diğer sebebi de Kuran-ı Kerimin bu ayda Efendimize inzal olmaya başlamasıdır.Zira hakkı batıldan ayıran,hidayet güneşi,zahir ve batın ilminin deryası müjdeler müjdesi Furkan bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinde “oku” diye başlayan Alak süresiyle Risalet güneşi de beraberinde doğmuştur.Hütbetül Beyan adlı eserde Hz. Musa ilgili şöyle bir olay nakledilir: “Ya Rabbi aylar içinde öyle bir ay gördüm ki onu bana ver dedi.Hak Teala buyurdu ki:Ol Ramazan ayıdır.Kuran’ın indiği aydır.Eğriyi doğruyu ayıran bir aydır.Onu dahi Muhammed’e verdim.(4) Sonuç olarak diyeceğimiz inanan bir insan ramazan ayı orucunu inkar edemez,ona  lakayt ibahiyeci bir üslupla yaklaşamaz.Öyle bazı kesimlerce ortaya atılan bu oruç bizim değil,bizim orucumuz başkadır gibi tamamen gerçek dışı,saptırıcı bir anlayış İslam’ın can damarlarından biri olan Alevilikle hiçbir şekilde bağdaşmaz.Cehalet en büyük düşmandır.Muharrem orucunu ikame bir değer gibi Ramazan'ın yerine geçirmeye çalışmak inanç sistemimizde yapılan önemli bir tahrifattır.Sevgili inananlar;bu konuda çeldirici fikirlerden uzak durmak için Kuran,hadis ve İmamlarımızın hayatı bize örnek olmalıdır.Bu konuya İmam Cafer Sadık’ın şu sözleriyle son verelim. “İmama yüce Allah’ın kullarına farz kıldığı amellerin en başında hangilerinin geldiği sorulduğunda şu cevabı vermiştir.Allah’tan başka ilah olmadığına Hz.Muhammed’in O’nun Resulü olduğuna şehadet etmek,beşvakit namazı kılmak,zekatı vermek,kabeyi haccetmek,Ramazan ayı orucunu tutmak ve biz Ehlibeyt’in velayetini kabul etmek.Kim bunları hakkıyla yerine getirir ve kötülüklerden uzak durursa cennete girer... 

 

                          KAYNAKLARDA ORUÇ

Ramazan Orucu ile ilgili kaynaklarda bir çok veriye rastlamak mümkündür.Yazımızın bu kısmında Bazı Alevi kaynaklarında oruçla ilgili olarak geçen pasaj ve kıtaları sunuyoruz.

Alevi halk ozanlarından Dertli bir şiirinde şöyle demektedir:

“Sanma sofi bizim ruzemiz yoktur

Ramazanı aşkın siyamıyız biz.

Söyletme derunde derdimiz çoktur

Dertte noksan değil tamamıyız biz (5)

 

                  Seyit Ahmet Rıfat Efendi eserinde oruçla (sıyam) ilgili bir bölüm ayırarak Ramazan orcunu anlatmıştır.Şöyle demektedir: “Erkanı İslamiyenin biri dahi siyamdır(oruçtur). Diyerek Bakara süresi 183. ayetinin delil getirip şöyle devam eder;bu takdirde farz olduğu hasebiyle orucun her senenin Ramazanı şerifinde müminlere edası lazımdır.(6)

 

        Hacım Sultan ocağına bağlı Malatyalı Sadık Baba şu dörtlüğünde Ramazan orucuna şöyle değinmiştir:

Otuz oruç ile beş vakit namaz

Bunu bilen kişi haramı yemez

Hak ademde derler bilen söylemez

Adem için akıl kemâl evç ind

Seyyit Garip Musa ocağına ait bir icazetnamede görevlendirilen

Halifeye görevleri anlatılırken Ramazan orucu ile ilgili şu şartı koymuştur: “biz onu tam bir yetkiyle icazetli kıldık ki seccade nişin olacak,farz namazlarını kılacak,üzerine düşen zekatı verecek,yol bulabildiği takdirde Hacca gidip Beyti ziyaret edecek,Ramazan ayı orucunu tutacak....” (7)

 

       Bektaşilik Makalatı adlı eserin müellifi olan Ali Ulvi Baba bu eserde şöyle demektedir:”hazreti risalet penah efendimiz buyururlar ki islamın bünyadı beş nesne üzerinedir. Kelime-i şehadet ve salat ve zekat, ramazan ve haccül beyt gibi daha nice şeraiti vacibat ve süneni seniyye-i peygamberidir ki bunların icrası tenbih ve tekid buyrulmuştur.cümlesini yerine getirmektir. Zira bu emirler hak sübhanne-hu teala hazretlerinin resulu vasıtasıyla bizlere emir buyurduğudur.”(8) 

 

                  Yine nefesleriyele Yunus Emre’nin izini takip eden son dönem gönül erlerinden Zeynel usul Baba orucu ele alan bir şiiriyle bu hakikati dile getirmiştir.Özelikle şu mısralarıyla Alevi toplumunu Şeytani heva heveslerine götürmek isteyen mihraklara gönderme yaparcasına onları ikaz ediyor. “Sakın ola bahane oruç nedir demeyin/ Kendi mizacınızla ayrı mana vermeyin

 

      Doğru yola gidenler gelin oruç tutalım

      Hakkı zikir edenler gelin oruç tutalım

      Sakın ola bahane oruç nedir demeyin

      Güçlü iken gaflete oruç terk eylemeyin

      Kendi mizacınızla ayrı mana vermeyin

      Usulüne uygunca gelin oruç tutalım(9)

 

Yine Kaygusuz Abdal bir nefesinde islamın diğer temel ibadet biçimleriyle beraber orucu (savm) dile getirmiştir.

       Savm ile salat zekat ile hac

       Malın var ise hak yoluna saç

       Biri şehadettir lisanını aç

       Bu sana acayip iştir efendi(10)

 

Erdebil ocağının manevi liderlerindenve Anadoluda sıkça kullanınlan bir kaynak olan Şeyh Safi ‘nin buyruğunda şu ifade yer almaktadır:

      Hem taharet hem vuzu savm-u salat-u haccü zekat

      Çar-deh Masumu Pak al-i abadır gönlüme(11)

 

 Görüleceği üzere Ramazan orucu Alevi toplumun inanç esaslarındandır.Ancak zamanla bir takım art niyetli yaklaşımlarla önce Muharrem ayının gölgesinde kalmış daha sonra bu oruç biizm değildir gibi bir yaklaşıma varılmıştır.Bu Aleviliğin İslamla bağını koparma girişimlerinden biridir.Sorulduğu zaman Dedeler( ?) biz atamızın dedemizin gittiği yoldan gidiyoruz derler.Tamamen ilme kapalı ve Kuran'ın şiddetle eleştirdiği "akıl ve mantık süzgecinden geçmeyen,atalardan gelen herşeyi hak görme anlayışı" bizde önemli bir tablo teşkil etmektedir.İçimizde putlaşan bu zihniyeti yıkmak bu kadar açık deliller karşısında zor olmasa gerek.Allah bize Ramazanı idrak etme basiretini versin...

                                                                                             

1-Bakara Süresi-183. ayet

2-Bakara süresi-185. ayet

3-Makalat H.Bektaş veli,Sy-

4-Hütbet’ül Beyan,Çev. Raşit Tanrıkulu,sy-269 

5-Samangil, aynı eser, s. 56)

6-Mirat’ül Mekâsıd fîde’fil –Mefâsıd,A.Rıfat Efendi sy-294

7-Çev.Müfit Yüksel

8-Bektaşilik Malakatı, Ali Ulvi Baba/horasan yayınları sy-53

9-Zeynel Baba Hayatı ve Şiirleri, A.Güzel sy-185

10- Kaygusuz Abdal;A.Güzel

11-Şeyh Safi buyruğu sy-308

 

 

Yorum (3) Yorum yaz!

TARİHİ DEĞİŞTİREMEYİZ !


24/8/2007 · Kategori: MAKALELER

SORU: 24 Mayıs tarihinde “Halifeleri eleştiren sözler asılsızdır” başlıklı yazınızda, okurunuzun belirttiği cümleler Nehcu’l Belağa adlı kitapta kesinlikle yoktur. Asırlardır gerçeklerin üstü örtünmeye çalışılıyor. Siz bence bu ülkenin en büyük alimlerinden birisiniz ama gerçekleri söylemeye biraz çekiniyorsunuz gibi geliyor bana.                 (İbrahim Halil Koçer)

CEVAP: Nehcu’l-Belağa, Şeyh Radi’nin eseridir. Bu kitapta Hz. Ali’ye nispet edilen öyle sözler var ki, bunları Hz. Ali’nin söylemesi mümkün değildir. Ben bunların ayrıntısına girmekte yarar görmüyorum. Hz. Ebubekir Halife seçildi. İşte gerçek. Hz. Ali, geç de olsa ona bey’at etti. İşte gerçek. Siz Ali’nin bey’at ettiğini 1400 yıl sonra reddetmek istiyorsunuz. Diyelim ki halifelik Ali’nin hakkıydı, ki kesinlikle ben böyle bir şeye inanmıyorum, çünkü bu Peygamber’in dünyevi saltanat kurması anlamına gelir. Müslümanlar Ebubekir’i seçmişler, Ali de bunu kabul etmiş. Ömer seçilmiş, Ali Ömer’e de bey’at etmiş. Sonra Hz. Osman olayı ve Ali’nin halifeliği... O da sonunda şehit olmuş. Bunları ikide bir gerçek diye gündeme getirmek tarihin seyrini mi değiştirecek? Ali’yi geri mi getirecek? Yoksa Ali adına rant sağlamak isteyenlerin ekmeğine yağ sürüp Müslümanları bölecek mi?

Ben inandığımı söylüyorum ve yazıyorum. Sizin gibi düşünmüyorum. Ali’nin manevi velâyetini kabul ediyorum ama ilim irfan başka, devlet adamlığı başka... Ebubekir ve Ömer, tarafsız olan Müslüman ve gayrimüslim bilim adamlarına göre o zamanın en büyük devlet adamlarıdır. Öyle olmasa Allah onlara halifeliği nasip etmezdi. Ebubekir, Peygamberimizin kayınpederidir, Ömer de öyle... Peygamberimiz vefat ettiği zaman Ebubekir’in kızı Ayşe, Ömer’in kızı Hafsa, Peygamberimizin hanımlarından değil miydiler? 70 yılını İslâm’a vermiş birine dini veya tarihi öğretmeye kalkmayın. Sizin inancınıza saygım var ama ben insanları putlaştırmam, tanrılaştırmam. Her insanın içinde Allah vardır. Allah insana kendi can damarından daha yakındır. Ama her insana, Ali’ye de Ömer’e de... İnsanlar arasında sadece peygamberler özel bir konuma sahiptirler. Onların vahiyle bize duyurdukları sözler, bizim hayat çerçevemizi, dolaşma alanımızı çizer. Din Kur’ân’dır. Siz bana Kur’ân konuları üzerinde soru sorun. Bir şeyi daha anımsatayım. Eğer bu konuda yine yazarsanız cevap vermeyeceğim. Çünkü ileriye bakan bir insan olarak böyle şeylere vakit ayıramıyorum.SÜLEYMAN ATEŞ
http://www7.vatanim.com.tr  adresinden alınmıştır)

 

 

 

                        Ülkemizde Hz. İmam Ali (k.v) yeterince tanınmıyor,hakkıyla bilinmiyor.Cenknamelerde ki Ali’yi,posterlerde ki Ali’yi,nefeslere sıkıştırdığımız Ali’yi biliyoruz ya da aşinayız belki…Ama Ali’yi (as) Ali yapan insan üstü direnişini,adaletini,takvasını,kişiliğini,perspektifini,idareciliğini ve sosyal yönünü biliyor muyuz?Maalesef hayır…

 

                        Ben Nehcül Belâga’yı keşfedene kadar İmamül Müttakinin imamet ve velayet nurunu böylesine aydınlık bir şekilde görmemiştim.Yıllarca bu nimetten mahrum kaldığımı üzülerek söyleyeyim.Bu öyle bir kitaptır ki zihinlerdeki sorulara cevap;gönül kürsülerine hatip,kilitli yüreklere anahtardır.Cümle evliyanın ilmini,eserini bir kefeye koysanız İmam’ın bir hutbesine müsavi olamaz.Bu övgüler belki kitabın hakkını ödeyemez ama ben boynumun borcu olarak Sayın Prof.Dr. Süleyman Ateş tarafından Nehcül Belaga ve halife seçimine ilişkin köşe yazısında yaptığı değerlendirmeye cevap vereceğim.Ve kısaca beş başlıkta yukarıda aslını verdiğim yazıyı irdelemek istiyorum.Hata ve kusur bizden ata,bağışlama Gani Hüda’dan…

 

                        a-Nehcül Belaga Serif Radıyh’e mi ait yoksa Hz.Ali’ye mi?

                        b-hilafet seçimi Allah’ın takdiri mi?

                        c-Tarih tartışılmalımı?

                        d-Ali adına rant sağlamak nedir?

                        e-Ali’yi putlaştırmakla ne kastediliyor?

 

1-Nehcül Belaga’nın Aidiyeti?:

 

                        Hz.Ali’nin hutbeleri,mektupları ve veciz sözlerinden oluşan bu kitap Şerif Radiyh tarafından üç bölüm halinde bir araya getirilmiştir.Şerif Radıyh Peygamber soyundan alim ve fazıl bir kimsedir.Nehcül Belaga dışında eserleri çalışmaları vardır.Kitabı Türkçeye çeciren merhum Abdülbaki Gölpınarlı kitabın önsözünde kitabın senetleri hakkında detaylı bilgiler sunmuştur.Yine birçok değerli kalem sahibi zevat bu konuda müstakil eserler sunmuşlardır.Tarihi kaynaklar bu hutbeleri ilk bir araya getirenin Şerif radıyh’ten önce gerçekleştiğini göstermektedirler.İlk olarak Zeyd b. Vehebil Cüheni tarafından toplandığı belirtilmekte ve bu zatın tabiinin ulularından olduğu İbn Hacer Askalani gibi Sünni alimlerce aktarılmaktadır.Yine hepsi sıqa kabul edilen Hekem b. Zuhayr,İsmail b.Mihranis Seküni,Asbap b. Nübate v.s şahıslarca önceki kaynaklarda rivayet edilmiştir.

 

                        O dönemin  tarih ve dil uzmanları Şerif Radıyh’in diğer eserlerindeki dil özellikleri ve ilmi boyutunu da göz önüne alarak bu kitabın Şerif Radıyh’in kaleminden çıkmadığını çok net bir şekilde ifade etmişlerdir.Ayrıca birçoğu bu hutbe ve mektupların daha önceki eserlerde de yer aldığını söylemişlerdir.Bugün Sünni çevrelerce dahi bu eser basılmaktadır.Ancak ne yazık ki kitabın tamamını değil de sadeleştirmek suretiyle  işlerine gelen kısımlarına yer vermektedirler.Sayın Süleyman Ateşin hoşlanmadığı şey İmam’ın (a.s) özellikle ŞIKŞIKIYE hutbesi gibi diğer halife ve sahabeleri eleştirdiği yazılardır.Ama birçoğu gibi kendiside iyi biliyor ki  sahabeler arasındaki ilişkiler güllük gülistanlık değildi.Bu gerçeği ne zaman kendilerine itiraf edecekler merak ediyorum…

 

2-Halife seçimi Allah’ın takdiri mi?

 

            Cenab-ı Resul hayatı boyunca Kuran’ın ve Ehlibeytin önemini her zaman dile getirmiş ve rehberiyet misyonunun bu iki emanete ait olduğunu defalarca değişik şekillerde dile getirmiştir.Gadir Hum olayında Hz.Ali halkın maddi manevi önderi olarak halka deklare edilmiştir.Ayrıca “ben ilmin şehriyim Ali’de onun kapısı” “ben kimin mevlası isem Ali’de onun mevlasıdır” “Ya Ali sen bana Harunun Musaya olan menzilidensin” gibi yüzlerce sahih hadislerle İmam’ın ümmet içindeki konumu pekiştirilmeye çalışılmıştır.Son nefesinde ise bana kağıt kalem getirin vasiyet edeyim ki benden sonra delalete düşmeyesiniz…derken işte tarihte yaşanan bu manzaraları mucizevi olarak dile getirmeye çalışmıştır.Kitaplar Ali’nin (as) faziletleriyle dolup taşarken o makamı hak etmeyenlerin yer alması neden tartışılmasın ki!Hz.Harun değil miydi Musa’nın(as) ilmine varis, onun yerine ümmetine vekil…Harun(as) nübüvvet hariç tüm misyonuna sahip değil miydi?Eğer hilafet bir siyaset ilmiyse İlim şehrinin kapısı siyasetten habersiz olabilir miydi?Haşa şüphesiz bunu söyleyen Hatem’ül Enbiya kendi heva ve hevesine göre konuşmaz.(Necm3-4) Eğer halife seçimi döneminde yaşanan şeyler Allah’ın takdiri ise Muaviyede Yezide nimettendir der onları saygıyla anarız.Hatta Hz.Hüseyini şahadet edenleri tebrik ettiğimiz gibi isyan ettiği içinde kınamamız gerekecektir.Bu bazılarına göre normaldir çünkü bazıları “şer Allahtan’dır” diyebiliyor.Bazıları her ne kadar hep aksini söyleseler de İmamlar güneş gibi parlamaktadırlar.Ve biz vicdani görevimiz olarak bu davayı her zaman nesilden nesile mezhep ayrımı yapmaksızın aktaracağız.Güneşi görecek basiretiniz yoksa bari gölgede eğleşin…Hz.Fatıma’nın (as) biat etmeden hakka yürüdüğünü İmam’ın ve birçok öncü sahabenin  6 ay boyunca biatsız kaldığını herkes biliyor.Bunlar Allah’ın takdirine direnen insanlar mıydı acaba?Birileri diyor ki eğer İmamlar peş peşe halife olsaydı saltanat olurdu.Peygamber soyunun saltanatı olurdu.Ebu Süfyan taifesi saltanat kurarken zamanın kaç alimi buna direndi ki…Sayın Ateş söyler misin her yönüyle birer fazilet abidesi olan Ehlibeyt nasıl bir saltanat kuracakmış?Yezidin Muaviyenin tamah ettiği şu koca göğüslü dünyanın emzirdiği nefisperest insanlar mı olacaktılar?Vallahi gerekçe olarak sunduğunuz “korkunuz” bir Müslüman olarak beni çok korkuttu…

3-Tarih Tartışılmalımı?

 

            Tarih geçmiş hafızamızdır.Elbette sayın Hocamın dediği gibi geçmiş değiştirilemez.Ama insan hafızasız yaşayamaz;hayatı durur.Tarihi değiştiremeyiz ama tarihi hakkıyla anlatabiliriz.Çünkü tarih arkamızdan önümüze düşen ışık süzmesi gibidir.Bugün İslam toplumları arasında ki anlamsız ve katı ihtilaflar tarihin objektif değerlendirmesi sonucunda sulh bulacaktır.Geçmişi yeniden irdelemek  zorundayız.Eğer öyle olmasaydı Cenab-ı Hak  Kuran-ı Azimüşşan’da Ad,Semud,Lut,Nuh kavmi hakkında cerayan eden olayları,kıssaları bizlere aktarırmıydı.Onlarca Yüzlerce ayet inzal olurmuydu?Demek ki tarih bir ibret sahnesidir.Aynı hataları tekrarlamamak için tarihi detaylarıyla görmeliyiz.Hocamın üslubuna rağmen geçmişi taze tutmalıyız yeniden Ali’leri harcamamak için…

4-Ali adına Rant Sağlamakta Nedir?

 

            Süleyman Hocam Hz.Ali’nin yanında olmayı,onu sevmeyi muhabbeti bir bölücülük unsuru olarak görmektedir.Onun halifeliğini hak görmek bölücülükse az yukarıda belirttiğim gibi   Hz.Fatıma bölücülerin lideridir.Böyle bir dayanak olurmu?Bugün dünyada Filistin için can veren savaşanlar Şia değil mi?Hem de tamamına yakını sünni olan bir topluluğu korumak adına. Sayın Hocamı tenzih ederim ama birçok Sünni ulema Savaşan Şiileri bir tehlike olarak ilan ederek onlara karşı mücadeleyi Hak gören zihniyeti eleştirmesi gerekmez miydi..Hem insanların İmam Ali’ye karşı teveccühleri İmam’a bu saatten sonra ne kazandıracaktır?O rantı sevgili hocamız açıklasın da hepimiz öğrenelim..

 

 

 

 

5-Ali’yi putlaştırmakta Nedir?

 

            Sayın Hocam Şöyle diyor:Sizin inancınıza saygım var ama ben insanları putlaştırmam,tanrılaştırmam…Sevgili Hocam hala daha Alevi-Bektaşi-Caferi topluluğunu gulat türü bir topluluk mu zannediyor.sokaktaki insanın Ehlibeyte bağlılığımızı putlaştırma olarak görmediği halde akademik bir insanın bunları ima etmesi esefle karşılanacak bir durumdur.Bu tuhaf bir karalamadır yada samimiyetsizce baştan savmadır.Oysaki kendisi 70 yılını Kuran’a vermiş birisi esas kaidenin hüsnüzan olması gerektiğini bilmelidir diye düşünüyorum.Kaldı ki hocamın dediği derecede Ali’yi ilahlaştıran insanlar ülkemizde mevcut değildir.Ama Ehlibeytin bizim nazarımızda “masum olduğu” inancını benimsemeyebilir.Oysaki Kuran “Ey Ehlibeyt Allah sizden her türlü günah kirini gidermek istiyor”  deyince bizim için mesele kalmıyor.Acizane diyorum ki Sünni camianın Sahabe anlayışının getirdiği dokunulmazlık daha vahimdir.Hocam önce işe buradan başlasın…

 

            Derler ki Gazali bir deve yükü kitabıyla seyahat ederken bir eşkıya önünü keser.Heybelerde ne olduğunu sorar.Oda kitap olduğunu söyler.Buna kızan eşkıya derki sofu bundan sonra bu kitabın ilmini gönlüne koy,ameline akset…Bizi uğraştırma bir daha der…

 

            Salat ve selam iki cihan serveri Hz.Muhammed Mustafa efendimize ve aşıkların velisi,muttakilerin önderi Hz.Ali’ye selam olsun…

 

 

 

                         

Yorum (1) Yorum yaz!

ÇOK MU ŞEY İSTİYORUZ


16/5/2007 · Kategori: MAKALELER

 

 

       

                  Ülkemiz ve tüm İslam coğrafyası çok önemli bir süreçten geçmektedir.Emperyalist çemberi gittikçe daraldığı şu dönemde büyük güçler,Siyonizm ve uluslar arası sermaye güçleri karşılarında bilinçli ve güçlü hiçbir ülkeyi görmek istemiyorlar.Bu sebeple işgalci,sömürücü zihniyete dur diyebilecek ülkelere postallarıyla girmeden önce o ülkelerin ekonomisi,demografik yapısı  üzerinde söz sahibi olmak en önemli taktikleridir.

 

                  Her türlü cehalete,zulme ve aşağılık yaşama baş kaldırmış bir peygamberin ümmeti hiçbir ulvi değeri olmayan insanlığa kan ve gözyaşından başka bir şey sunmayan davası baştan iflas etmiş zalimlere kendini teslim etmiştir.Ya susmuş ya da susturulmuş İslam toplumları.Emevi zihniyetinin ve onların sofrasında oturan sözde alimlerin getirdiği ve devlet liderinin her türlü çirkef hareketine rağmen  “Ulul emre itaat ediniz “ diyerek uyuşuk,tepkisiz bir toplum yaratma projesi bugün meyvelerini veriyor hemde kime?ABD ve İsrail gibi Müslümanların namusuna el uzatan devletlere…Resulullah buyurur ki “bir mümin aynı yılan deliğinden iki kere ısırılmaz!Uyanık ve Hakkı gözeten bir toplum istiyor;ölü değil diri olun diyor Nebi (saa).Bunun en trajik örneğini Irak’ta görüyoruz.her gün yüzlerce insan öldürülmekte ve kimin ne ye hizmet ettiği anlaşılmamakta.ABD güçlerinin verdiği zararın belki de on misli zararı Müslümanlar birbirine veriyor.Oysa bir Müslüman diğerinin elinden ve de dilinden zarar görmediği kişidir.Bunu ben değil Peygamber söylüyor.Ben nifak kavramını bahane olarak göremiyorum.Bu manzara olsa olsa İslami anlayışın oturmamasına bağlanabilir.hakiki manada dinin mesajını algılamış biri eğitim durumu ne olursa olsun bunlara cevaz veremez.Hala görülüyor ki mezhepsel bakış vahdetin önüne geçmiş.Bunun acı ama en canlı örneğini Hizbullah-İsrail savaşında gördük.Düşmana karşı birlik olmak yerine aleyhte fetvalar yayınlamak tercihimiz oldu.   

 

                  İnsanları ezen bir çarkın müsebbibi olan uluslar arası sermaye tekerine çomak sokulmasını asla istemiyor.Ve İslami ruhu taşıyan,ulusal,milli devlet anlayışını taşıyan ülkeler birer tehdittir her zaman.Ortadoğu dikdatör,saltanatcı yönetimlerle uyuşturulmuş vaziyette.B.O.P  projesinin en önemli engeli şu an için Türkiye ve İran  oluşturmaktadır.Her iki devlet ortadoğu ülkelerinden farklı.En basit ayrımla sınırlarını başkalarının çizdiği devletler değil kendi sınırlarını oluşturmuş devletlerdir.İşte böyle bir dönemde uyanmaya başlayan,yönetici kadrolardan ziyade halkın bir takım gerçekleri görmesi Türkiye üzerinde oynanacak oyunlara hız verdi.Önce Danıştay saldırısı,ardından Hrant Dink cinayeti ve sanki dünden hazır pankartlarla yapılan potestolar,Malatya olayı, Cumhurbaşkanlığı seçimleri, muhtıra, mitingler.Dikkat edin dünya ile bağlantımız kesildi.Yanı başımızda Kerkük’ün demografik yapısı bozulurken,Türkmenler öldürülürken,sürekli bir takım tavizler verilirken biz yeterli derecede aktif olamıyoruz.

 

                  Günümüzün en mühim meselesi “laiklik” değildir.Ve ülkemizde rejimi tehdit edecek irtica (?) hareketleri de abartıldığı gibi yok.Bir zamanlar sağ-sol,alevi-sünni çatışmasıyla bizi birbirine düşürenler şimdilerde laik-anti laik kavgasından medet umuyorlar.Oysa Mustafa Kemal Atatürk’ün getirdiği tüm ilkeler önce milli egemenliğe dayalı bağımsız bir devlet anlayışı üzerine kuruludur. Şayet bağımsızsanız ilkeleriniz bir anlam ifade eder.Bugün gelinen noktada bu devletin temel niteliği sadece laik olmasıdır gibi yanlış bir anlayış türemiştir.Bu hareketin altında ise devlet kurumlarında farklı düşüncelere tahammül etmeyen grupların koltuk kavgası olduğunu da unutmamak gerek.Ve bu şahısların Cumhuriyeti kurtarma sevdalısı olduğunu da zannetmeyin.Bizlere basiretli yöneticiler gerek.Öyle AB uğruna binlerce yıllık tarihimizi onurumuzu eğdirecek duruşları gördük,kanla alınan Kıbrısn ne hale geldiğini gördük,Gümrük Birliği ile nasıl kapitilasyonlar verdiğimizi gördük.Hortumcularla siyasilerin pazarlığını gördük,hukuk adına yapılan yanlışlıkları gördük..Artık yeter!

 

                  Ve şu noktada bir vatandaş olarak samimiyetle söylüyorum hiç kimseye güvenimiz kalmadı.Ben adil bir yönetici istiyorum,kul hakkı yemekten korkan ,kendi zenginini yaratmak derdinde olmayan,şaibeden uzak,herkese eşit muamele yapan,geleceği gören,halkından,milli değerlerinden ,inancından kopuk olmayan bir yönetici istiyorum.Ben İmam Ali misali halkının mahrum olduğu nimeti kendine helal görmeyen bir lider istiyorum...Söyleyin dostlar acaba çok mu şey istiyorum?  

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::