İNSAN


20/11/2006 · Kategori: MAKALELER

                                                İNSAN           

Aşkın kitabını gönlüme indir

                                                                                    Aşina et beni muradım olsun

                                                                                    Yak canımı bugün vuslat günüdür

                                                                                    Şu ismin dilime evradım olsun 

                                                                                                                                    Hızır

                        İnsan; şu alem-i kübrada başı dik gezen varlık...O asaletini Rabbini tanıyabilecek,O’nun güç ve kudreti karşısında kendi acziyetini görebilecek yaratılışa sahip olmasına borçludur.Allah kendisini tanıma lütfuna insanı layık görmüş ve ona hiç bir varlığını erişemeyeceği bir rütbe vermiştir.Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti. (1) Kendi özelliklerinin bir cüz’ünü insana bahşeden Allah ona halifem diyerek insana yüklediği ilahi emanetle “mesûl varlık” misyonunu yüklemiştir.Evet insanı önemli kılan nokta budur.”Muhakkak insanın üzerinden öyle bir zaman geçti ki anılmaya değer bir şey değildi.Doğrusu biz insanı denemek için karışık bir nutfeden yarattık.Onu işitici ve görücü yaptık.Biz ona yolu gösterdik;ya şükredici ya da nankör olur..(2) İşin biyolojik boyutu bir yana karışık nutfede gizli olan espri insanın hem iyiliğe hem de kötülüğe eğilimli olmasını ifade eder.Yaratılmışın;imtihan gölgesinde Allah’ı bilmesi ve ona kulluk etmesi,onu meleklerin secde ile eğilecekleri bir makama ulaştırır.İnsan bütün yönleriyle madde ve mananın bileşkesi bir vasat-i camiadır.

 

                        Öyle ise insan sahip olduğu bu güzellikleri hayata geçirebildiği sürece “fi ahseni takvim” övgüsüne mazhar olacak tüm evren,kainat Onunla ifade bulacaktır.Buda dini anlama ve onu pratiğe dökmede çok büyük önem arz eder.Bu sebeple Alevi inanç sisteminde insan çok önemli bir noktadır.Nakledilen bir hadis-i kudside Allah şöyle buyurmaktadır: “Ben yerlere ve göklere sığmadım da mümin kulumun kalbine sığdım.”  Madem ki insan bu kadar önemli neden insanı sevip,ona hizmet etmeyelim?Gösterilecek sevgi de,muhabbet de Allah’a olmayacak mıdır?Allah’ın mihman olacağı gönül padişahın tahtıdır..Hacı Bektaş Veli şöyle ifade ediyor: Çalap Tanrı her ne yarattı ise insanlara verdi ve hem kendisini de insanlara verdi..(3) İnsan kalbinde ilahi gerçeği barındıran üstün bir canlı olarak Pir Sultan’ın “ellerin kabesi var benim kabem insandır” dizeleriyle bir kez daha ölümsüzleşir.El Hak Zat-ı Zül-Celalin tecelli ettiği insan kalbi yeryüzünde ayarı bulunmaz bir cevherdir.Dolayısıyla yeryüzünde Allah’ın gölgesi olarak gezen insan dost durağıdır...Öyle yürekler vardır ki Kuran-ı Natıktır onlar..Ali avazlı erlerdir. “İnsan ruhsuz bir ceset olan evrenin ruhu,paslı aynanın cilasıdır diyor İbn-i Arabi...

                                                            Gönülmü yeğ kabemi yeğ

                                                            Eyit bana ey aklı eren

                                                            Gönül yeğdürür zira kim

                                                            Gönüldedir dost durağı

                        Yunusun sözü gayet açıktır.İslam dini insanı ikinci plana atan ruhu çekilmiş sadece kalıplarda kalacak bir ibadet ve kulluk anlayışını kabul etmemektedir.Ehlibeyt yolu manaya şekli giydirmiş her ikisi de hak olan bu kavramı yaşatmaya devam etmiştir.”Andolsun biz adem oğullarına izzet ve şeref verdik. (4) Böyle izzet ve şerefli varlığın rızasını kazanmayan nasıl Allah’ın rızasını bekler ki?Böyle bir insan elbette kınanacaktır.Mazlum,kalbi kırık,yetim kulun sahibi Allah’tır.O demiyor mu: “ben uğrumda kalbi kırık olanların yanındayım...Hani Avrupada gelişen  Hümanizmden daha geniş olan o varlık sevgisi var ya.. İnsandan tutunda börtüye böceğe çiçeğe varan  bu rabbani sevgi ne kadar hayatımıza geçerse dünyada sevgi ve barış o kadar hakim olacaktır.Dünyaya huzuru silah namlularının gölgeleri değil sevgi; insani değerler getirecektir.Bir ilahi gerdanlık misali Muhammedi hakikatin ve de ahlakın nişanesi olarak evimizde,işyerimizde,okulumuzda şu dörtlük hep tekrar edilecektir. 

 

                                                            Elif okuduk ötürü

                                                            Pazar eyledik götürü

                                                            Yaratılmışı sevdik

                                                            Yaradandan ötürü

 

            Mevlana Celaleddin şöyle diyor: “İnsan büyük şeydir,orda herşey yazılmıştır.Zülumat perdeleri kendilerinde ki ilmi okumaya bırakmaz.Zülumat perdeleri dünyanın türlü türlü meşguliyetleri,arzularıdır...(5) İnsan bu saydığımız özelliklerin idrakinde olmazsa zulmetmiş olur.Peki insan Kuran’ın Resulullah’ın övdüğü standartlara nasıl ulaşacaktır?İnsan kendini nasıl OKU’ya bilecektir?

 

                        İmam Hasan (as.) şöyle buyuruyor: “Ey insanlar kim Allah’a karşı ihlaslı olur ve onun sözünü kılavuz edinirse en doğru olana hidayet olur.Allah onu olgunluk yolunda muvaffak kılar.Ve en güzel akıbete yönlendirir.(6) İşte insan paha biçilmez bu nasihati yerine getirdiği sürece donanmış olduğu nimeti görecek nefsini bilen rabbini bilir hakikati ilke kemale erecektir.Ve böylece nankörlerden zalimlerden olmayacaktır.Yoksa tüm bu söylenenler lafı güzaf olur ve Esfele safiline; aşağıların aşağısına çevriliriz.Ve bu bir insan için en büyük hüsran olur.Müttakilerin İmam-ı Hz.Ali (kv) şöyle diyor: “insan nefsi için seçim yapma makamındadır.Onu korursa yücelir korumazsa alçalır.”(7) Bir asansör gibi en yükseğe ve en alçağa ulaşabilirsiniz.bu sizin elinizdedir.Nefsine uyan hakir olur,dünyayı isteyen hüsrana uğrar,ahireti isteyen kurtuluşa erer,ama Hakkı talep eden beka bulur..İnsanı kamil örnek insandır tıpkı İmam-ı Ali ve Ehlibeyt İmamları gibi,tıpkı Anadolu erenleri gibi,Kumeyl gibi,Veysel Karani gibi vs... Kainat insanla güzeldir,insanla anlam ifade eder.Hz.Ali’nin (kv) dediği gibi insan-ı kamil (be) harfinin altındaki noktadır.Ne insan bir kaç cümleye sığacak ne de sevgi sözcükle ifade edilecek bir konudur.Sadece bal küpüne bir parmak çaldık o kadar.Ve yazımızın sonunu selamların en güzelini en güzel insana göndererek ve bu acize ait iki kıtayla bitirmek istiyorum...Salat ve selam alemin iftiharı Hz.Muhammed’e (sav) ve Ehlibeytine olsun.Ves-selam.

                                                          Dürülmüş içimde alem

                                                          Sırrı Hakka Nokta benem.

                                                          Nimetine yetmez kalem

                                                         Aşk ilmine hokka benem...

 

                                                          Göstermiş tüm haritalar

                                                         Hazineyi kebir benem.

         Hesapsız tüm kerrattalar

        Anlayana cebir benem...

                                                                                                Hızır                                      

 

1-Bakara Süresi-30. ayet

2-İnsan süresi-1,2,3 ayetler

3-Makalat,H.Bektaş Veli,Çev.Aziz yalçuı

4-İsra Süresi-70. ayet

5-Fi hi Mafih,Mevlana Celaleddin,İz Yayıncılık

6-Tuhef ul-Ukul,sy-240

7-Gurrerül Hikem sy-731

 

 

                       

Yorum (yok) Yorum yaz!

BEKTAŞİ TARİKATINDA "SIR"


11/9/2006 · Kategori: MAKALELER

 

                                     BEKTAŞİ TARİKATINDA “SIR”

 

                  Anadolu’da önemli bir yere sahip olan ve bu toprakların nadide değerlerinden olan Bektaşiliğin Piri Hacı Bektaş Horasanidir.Tarihçiler doğum ve ölüm tarihleri açısından tereddüt içinde olsalar da en tutarlı tarih olarak 1271 tarihinde Hakka yürüdüğünü söyleyebiliriz.Bu tarikat günümüze kadar gelebilmiş bir çok irfan ehli aşık,arif yetiştirmiştir.

 

                  Asırlardır dedikodulara sebep olan Bektaşilikte ki “SIR” kavramı zamanla gerek tarikat dışındakiler tarafından gerekse tarikat içinde farklı algılanmış “HAKİKİ MANADAN” bir takım sapmalar meydana gelmiştir.Şimdi bu sır kavramı nedir dilerseniz açalım.

 

                  Bir Kuran ayetinde şöyle buyurulmaktadır: “Allah sadece siz Ehlibeytten her türlü pisliği uzak tutmayı ve sizi tertemiz kılmayı diler.” (1) Tathir ayeti olarak biline bu ayet peygamberin Ehlibeyti için inmiş ve Ehlibeytin masum olduğunu ilan etmiştir.Bunun yanında zikrettiğimiz ayetle ilgili birçok hadis nakledilmiştir.

 

                  Bu ayet Ümmü Seleme’nin evinde nazil olduğunda Peygamber Fatıma,Hasan,Hüseyin ve Ali’yi çağırdı ve sonra örtüyü onların üzerine çekti ve buyurdu: “Ey Allah’ım bunlar benim Ehlibeytimdir.Öyleyse pisliği onlardan uzak et ve onları temizle.”Ümmü Seleme anlatıyor ki:ben arz ettim ey Allah’ın nebisi!acaba bende mi onlarlayım?Hazret buyurdu sen kendi yerindesin,sen hayır üzeresin. (2) Burada belirtmiş olduğumuz ayet ve hadiste şunları görmekteyiz: a-Allah Ehlibeytin konumunu yüceltmiş,onlardan her türlü kiri arıtmayı vaat etmiştir ki onun vadi mutlaktır.Buda Ehlibeytin din içinde ki merciine,Kuranı ve Peygamber misyonunu anlamak açısından ehemmiyetine yeterli delildir. b-velayeti veya vesayeti devam ettirecek kişilerin masum olmaları gerektiğine c-nakledilen hadislerde bu ayetin kimler için indiğine d-Ehlibeytin örtü altına alınması suretiyle bir takım gizli,batıni ilimlere mazhar olduklarına işaret etmektedir.

 

                  Bektaşi tarikatı örtülü bir tarikattır ve herkes erkana alınmaz;yolun düsturları herkese anlatılmaz.Tabi bu gizlilik esası zamanla farklı yönlere çekilmiştir.Bakınız bu konuda Şeyh Baba Mehmed Süreyya’nın ifadeleri dikkat çekicidir: “Bektaşilik değil Bektaşi olmak örtülüdür.örtülü olan yönde kisayı canlandırmaktır.Hz. Hünkar iş bu yüce tarikatı “kisa” sırrı üzerine kurduklarından tabiatıyla tarikatımız örtülüdür.”diyerek sır olarak ortaya atılan esas mevzunun yukarıda verdiğim ayet ve hadis olduğunu bir kez daha vurgulanmıştır.Devamında ise müritliğe alınmayla ilgili şu pasajı anlatır: “mürit ile mürşit arasında geçen tarikata kabul esnasında müridin dizleri mürşidin dizlerine temas ederek oturur daha sonra her ikisinin başı siyah bir örtü işle örtülür.İşte bu siyah örtü kisâ altındakilere de ehli kisâ denir.” (3) Aslında Tarikat-ı Aliyyei Bektaşiye İmamlar’ın İmametini tasdik etmek ve onların masumiyetine inanmak suretiyle desturunu Hz.Ahmed-i Muhtar’dan alır.Bu sebeple tarikatın bu yönü ulu orta ortaya konmamış fakat “tevella-teberra” yoluyla müminlere ulaşmıştır.Yol olarak Caferiliği benimseyen Bektaşilikle ilgili Sünnilik yakıştırmaları yerinde değildir.Ki öyle olsaydı top yekün bir saldırıya uğramazdı.Ancak şunu kabul etmeliyiz ki bu yol üzerinde çok müdahaleler olmuş,bir çok şer projeler üretilmiştir.şimdi biz Bektaşilik ile koparılmaya çalışılan Caferi-Ehlibeyt okulu arasındaki bağı takdirlerinize sunalım:

 

          “Seyyit Ahmet Rıfat Efendi kitabında telkin ve beyat kısmında mürit adayına şöyle sorulur; Allah Muhammed Ali Oniki İmama hanedanı Ehlibeyte iman ve ikrar ettin mi?Kurtulmuşlar tarikatından olup Caferi Sadık içtihadı üzere hak bilip batıl dediğimize aynen inandın mı? (4)

 

                  Son dönem Bektaşi dedebabalarından Bedri Noyan Bektaşilik-Alevilik Nedir adlı çalışmasında her ne kadar eleştirilecek bir takım tutumları olsa da Bektaşiliğin Caferi yönünün itirafı açısından şu tespitleri dikkate değerdir: Mezhep bir dinin öğrenilmesi anlaşılması için ortaya atılmış fikirler ve o dinin kemale ulaştırması için nasıl hareket edileceği yolları, yapılacak iş,amel tarafıdır.Bir mezhebe bağlı olanlar bir dini adab erkan içinde olurlarsa buna tarikat demek icab etmez.Alevilik ve Bektaşilik böylece kuru kuruya bir tarikat değil Caferi mezhebinin dini adab ve erkanı ile amel eden İslamiyettir.(5). Burada dedebaba ünvanıyla Bedri Noyan iki şeyi itiraf etmektedir:Birincisi ve en önemlisi Bektaşiliği ve Aleviliği ayrı bağımsız bir din veya mezhep olarak görmemesi ikincisi ise bu yolun bağlı olduğu mezhebin Caferilik olduğunun ilanıdır.Ayrıca yine aynı çalışmasında  müridin tarikata alınması esnasında mürşidin abdest alması ve hacet namazı kılması,ezan ve kamet okunması Caferi Mezhebi usulüncedir.(6)

 

                  Yine aynı çalışmasında merhum Bedri Noyan Caferilik hakkında şunu belirtmektedir. “Bugün Caferilik denilen mezhep zaten Hz.Muhammed ve O’nu sevenlerin ve ondan sonraki diğer gerçek imamların izledikleri tavsiye ettikleri mezheptir.(7)

 

                  Mayesi aşkı muhabbetle muhammer kemterim

                     Ben muhubbi hanedan-ı haki payi hayderim

                     Şia-i Al-i Ali has ümmeti peygamberim

                     Ben muhubbi hanedanı hak-i pay-i hayderim (8)

 

                  Hacı Bektaş Velinin tarikat silsilesi de birkaç farklı kanalla nakledilse de ya Maruf el Kerhi yoluyla ya da Muhammed eslem-i Tusi yoluyla İmam Ali Rıza’(as) çıkmaktadır.Ona ait olduğu herkesçe kabul edilen eseri Makalat’la ilgili bir iki noktaya değinmek gerek.Bugün bu eserin aslı elimizde mevcut değildir.İki kopya nüsha vardır.Biri Hatipoğluna ait diğeri Molla Sadettine aittir.Hemen hemen bir çok çalışmaya Molla Sadettin (said Emre) nüshası konu olmuştur.Hemen şunu belirtelim ki şayet bu eser Hacı Bektaşın elinden çıkmış bir eser olmasa dahi onun talebesini ürünü de yol hakkında temel bilgiyi verir.Bu eserde bazılarının Sünnilik iddialarına destek veren bir takım veriler görünse de manzaranın iddia edildiği gibi olmadığını sizlere aktaralım.Şimdi ilk üç halifeye yönelik övgüler bir Sünni müderris olan eseri Türkçeye çeviren Molla Sadettine ait olmaması içten bile değildir.Ya da o günün şartları altında takiye ürünü olmadığını kim iddia edebilir ki?ikinci nokta şeriatın kapısında bildirilen makamlarından biri olarak “ehli sünnet vel cemaat” ibaresinin kullanılmasına yönelik itirazlar.Şimdi aklı başında her Alevi-Şia ehli sünnettir dikkat edin Sünni değildir.Sünnet ve cemaat ehlidir.Bugün bu düstur ne anlama geldiğini ilim sahibi Alevi dedelerince de dahi kabul edilmekte asırlardır sözlü olarak aktarıla geldiği bilinmektedir.Kaldı ki böyle bir misyonu mezheplerini sapkın olarak kabul eden bir gruba karşı üstlenmek büyük bir cesarettir.Üçüncü ve önemli bir hususta sahabe hakkında kötü söz söylemenin,hakaret etmenin amelleri boşa çıkaracağına dair yapılan uyarıdır.Burada şunu görüyoruz ki hünkarın hitap ettiği topluluk bu açıdan dikkatsiz davranan tabiri caizse fanatik Alevi taraftarıdır.Oysa burada men edilen sahabeyi eleştirmek değil sahabeye hakaret etmektir.Kaldı ki hiçbir mümine yakışmayacak bir tavır olur.Peki bu sayılanların dışında Sünnilik iddiası taşıyacak hangi unsur vardır.Yok.Ama Makalat’ta dikkat edilmesi gerek şu husus vardır ayet ve hadislerin dışında Hz.Pirin sadece Hz.Ali ve Caferi sadıktan nakil vermesi dikkate değer olmalıdır.Bunun yanında tasavvufta geri planda bırakılan akla önem verilmesi Caferilikteki dinin kaynaklarında ki kuran,sünnet,icma ve akıl hususuyla örtüşmektedir..Kaldı ki her mutasavvıf eserinde mezhep imamlarından bahseder ama Pir dört Sünni imamın mezhebinden hiç bahsetmemiştir.

 

                  Buna karşın işlediği konular bakımından Hacı Bektaş Veli anlayışına ters düşmeyen ve ona ait olduğu kabul edilen Fevaid adlı eserden 59. öğüt anlatılırken “İmamül Masumdan nakledilir ki” (9)ibaresinin olması İmamların Masum olduğuna dair inancın varlığını bizlere gösterir.Yine aynı eserin 37. öğüdünde İmam Muhammed Bakır ve İmam Caferi Sadık’la Enes Bin Malik arasında geçen “rıza ve teslimiyet” makamlarına ilişkin açıklama yer alır.(10) Ayrıca velayetnamede “Hz.Pir kendini tanıtırken meşrebim Muhammed Ali’dendir nasibimde Allah’tandır diyor.(11)

 

                  Dönemin şartları doğrultusunda özelikle Anadolu’da Osmanlı Devletinin ilk yıllarında Alevi Türkmen dervişlere müsamaha gösterilirdi.Bu daha çok Türk toplumunun milli karakterini yansıtan bir tabloydu.Ve bu tabloda horasan erenlerinin Ehlibeyte olan meyli büyük ölçüde önem arzeder.Daha sonraki dönemlerde bir takım mezhepsel çekişmeler sonucu bu erenler ya Rafizilikle suçlanmış ya da Sünni camianın bir mensubu olarak gösterilmeye çalışılmıştır.Bunun en bariz örneği “SARI SALTUK’dur.Cem Sultan için Ebul Hayr Rumi’ye yazdırılan   Saltukname’de Sarı Saltuk bir numaralı Rafızi-Şii düşmanı gösterilmiştir.Saltuknameden şu iki pasajı nakledelim: Bu mezahibi Erbaa kim sünnetü cemaat mezhebidir akvası Hanefiye mezhebidür hem mukaddem muazzamdır.ittifak-ı amme böyledir kim Maliku Hanbal ikisi Şafiye tabi oldular İmam Şafii dahi Ebu Hanifeye tabi olmuştur. Ve bu kitapta Saru Saltuk işini gücünü bırakır nerede Şii ve Nusayri varsa kılıçtan geçirir.Ama şu pasaj dahi kanaatimce kitapta çelişkiler olduğunu ortaya koymaya yeter: “aşura-ı eyledi on birinci gün itdi on ikinci gün karalar giyüb üçgün matemi Hüseyin iderdi.Andan azm-ı meşhedi Ali idüb gelüb Meşhede türbe-i İmam Ali ziyaret etdi.Andan Kerbelaya varub İmam Hüseyini ziyaret etdi.”(12)

                  Saltuknamede çizilen Saru Saltık tipine karşın Kanuni döneminde yaşayan Ebu Suud Efendinin fetvasına göre Saru Saltuk bir keşiş ,bir kafirdir.

 Kanuni Sultan Süleyman, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’den Sarı Saltuk hakkında bir fetva vermesini şu suretle istemiştir: «Sinde sindeşim, halde haldaşım, ahiret karındaşım eimme-i selef bu meselede ne buyururlar ki; Saru Saltuk dedikleri şahıs evliyaullah mıdır, beyan buyurulup musap oluna.» Şeyhülislâm bu soruya «Riyazet ile kadid olmuş bir keşişdir.» cevabını vermiştir

 

Evet Saru Saltuk bir Alevi-Bektaşi yoluna mensup seyyit bir zattır.Ve ömrünün büyük bir kısmını dini tebliğ etmek gayesiyle geçirmiştir.Ebu Suud zihniyeti Saru Saltuğun insanlar nezdindeki duruşunu görmüş bir Alevi olan bu şahsa tahammül gösterememiştir.Kaldı ki Hacı Bektaş Veli,Taptuk Emre,Seyyit Mahmut Hayrani ile olan bağı olan birinin diğer mezheplere çok katı tavır takınmayacak bir portreye sahip olması gerekir.Bir kere buraya kadar söylenenler tarihi verilere aykırıdır.Ve yine koyu bir sünni muharremde matem tutup İmamları ziyaret etmesi akla mantığı zorlayan hususlardır.Biz bu Saru Saltuk örneğini çarpıtmalara örnek olsun diye takdirlerinize sunuyoruz.

 

                  Sır kavramına ashab-ı kisa olayı ile getirilen yorumun yanında şu da bir gerçektir ki insanı kamil olma yolunda mesafe katetmiş insanlar her şeyi anlatmazlar.Keşf,mücahade,seyri suluk ve türlü riyazatlar yolu ile elde edilen Batıni bilgiler ehli olmayana anlatılmadığı gibi zaten onun anlayışının üzerindedir.Bebeğe nasıl pirzola yediremiyorsak bu yolun sırları da herkese açılmaz.Hz. İmam Ali’nin bu konuda rivayet edilen şu sözü dikkate değerdir: “Şayet benim bildiğimi Selman bilse beni keser; Selmanın bildiğini Ebuzer bilse Ebuzer Selmanı keser..”  Bazen sahip olunan ilmi açıklamak Şer’an caiz değildir.Her şeyin bir sınırı vardır. “iki denizi salmış birbirlerine  kavuşurlar.aralarında bir engel var birbirlerine geçip karışmıyorlar.”(13)

 

                  Ancak bütün bu anlatımlara rağmen sekahum sırrı –ki aslında belirttiğimiz aşk şarabı,vecd ile kendinden geçen mutmain olmuş gönlün eriştiği huzurdur- içki,dünyevi şarap olarak algılanmış ve toplumun zihninde yer edinmiştir.Hz. pirin içkiye karşı sert tutumuna karşın başka bir takım inançların yarattığı etkileşim sonucu içki bu yolda mübah görünmüştür.İşte bütün bunlardan sıyrılmanın tekrar hakiki coşkuyu yaşayacak nesilleri yetiştirmenin yolu Kuran’a , Ehlibeyte ve erenlerin sözlerine gönül kapılarımızı açmak olacaktır.

 

                  Salat ve selam insanların en hayırlısı,Habibullah Hz. Muhammed Mustafa efendimize ve ona veli ve vasi olan hanedanı Ehlibeyte olsun.Ve yine salat-u selam O’nun ahlakını meslek edinen başta Hacı Bektaş Veli ve cümle erenlere olsun..

 

                                                                                                                 

 

1-ahzab süresi 33. ayet

2- Tirmizi c5 sy 327-328 (ayrıca Ahmet Bin Hanbel,Müslim de hadis kitaplarında bu hadisi nakletmişlerdir)

3-Tarikat-ı Aliye-i Bektaşiye,Mehmed Süreyya,sy-24

4-Tarihi Boyunca Bektaşilik,Y.Nuri Öztürk sy-217-218

5-Bektaişilik Alevilik Nedir?,B.Noyan sy-68

6-a.g.e sy-288

7-a.g.e sy-68

8-Tarikat-ı Aliye-i Bektaşiye,sy-65

9-Fevaid,Çev.Baki Öz,sy-54

10-Fevaid,sy-45

11-Hünkar Hacı Bektaş Veli,M.Seroğlu Velayetname Böl.sy-23

12-Saltuknamede Rafizi Düşmanlığı,Helga Anotshofer

13-Rahman Süresi-19-20 ayetler

Yorum (yok) Yorum yaz!

HAKKI SÖYLEMEK ONUN AHLAKIDIR


24/8/2006 · Kategori: MAKALELER

Hakkı Söylemek O'nun Ahlakıdır

"İyi insanlar ilimleriyle iyinin de ne olduğunu bilir, kötünün de" diyor düşünür, "Devlet"inde. Ama iyiyi seçerler, diyor. Şu halde bizim için "azim ahlak üzere" olan Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhivessellem'den daha iyi örnek kim olabilir? Teslim olan, tatmin bulmuş, hatta salt vicdan sahibi kalpler için şüpheye yer mi var bunda?! Zira kendi deyişiyle, O (SAV), "ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiştir."

"gül benimse,
ben de gülünüm"

"Azim ahlak üzere" olmak nedir? Mekkelileri dehşete düşüren buradaki "azim" kelimesi, kendilerinin bildiği ama, üstüne örtüler çektiği, ona karşı şirke düştüğü, bütün putlarının nihai noktası gibi bir vehme denk tuttukları; ama aslında en güzel isimlerin sahibi olan ve her türlü idrak kabiliyetinin yüceliğine teslim olduğu Allah (azze ve celle)nin isimlerinden biriydi ancak. Bu ismin karşılığına "yüce" demenin dahi yeterli gelmeyeceği hakikatini onlar dahi iyi biliyorlardı.
Bu yüzden dehşetli olmuştur bu ayet (Bkz. Kalem, 4). Zira Allah, Peygamberimizi kendi ismiyle lütuflandırıyor; artık gittikçe zorlaşacak günler için ve kuvvetçe çokluğun karşısında, sayıyla ve hesapla ifade edilemeyen bereket ve yücelik, ancak Allah'tan geliyordu. Yine benzer şekilde emrolunmuştur ki "Andolsun, Resulullah'ta sizin için güzel bir örnek vardır." (Ahzab, 21). Dikkat edelim, Resulün ahlakına Allah şahitlik ediyor. Öylesine söylenmiş söz değil.

Şimdi.. Allah iyiyi kötüyü ayırt edip, bunlara ayrı ayrı tam bir hakkıyla ve uzun uzun işaret etmiyor mu? Ayet işaret demektir ya zaten.. Peygamberimiz Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhivessellem iyiyi kötüyü işaret etmiyor mu? Bir şeyleri "yapın" derken, bazı şeyler için de "sakının" demiyor mu? O halde bize de bu ahlakla ahlaklanmak düşer, O'nun kulları ve O'nun Resulünün ümmeti olarak!

"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size bir furkan (hakkı batıldan-iyiyi kötüden ayırt eden bir anlayış) verir ve günahlarınızı örtbas eder, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir." (Enfal, 29).

Turab-ı Sani

Yorum (yok) Yorum yaz!

DOKUZ KÖYDEN KOVARLAR


24/8/2006 · Kategori: MAKALELER

Olur tabi

"Olur tabi kalkarım yeter ki sen emret" Bu ne biçim hitap böyle. Daha Yüce Pir´e nasıl hitap edileceğini dahi bilmezken insanların kusurunu görmeye can atıyorsunuz. Hünkar´ın "Milletleri ayıplamayınız, hor göz taşımayınız" sözündende habersizsiniz. Bu ne kibir böyle. Hünkar kendisinin üzerine değirmen taşını yuvarlayan Hoca Saadettini dahi affedip dergahına kabul ederken siz kalkmış her şeyiniz hal etmiş gibi kusur gözetiyorsunuz. Bektaşi, Mevleviye sormuş. "Kolunuzun yenleri neden uzun" Mevlevi "Gördüğümüz kusurları örtmek için" demiş. Bu sefer Mevlevi sormuş. "Ya sizin kollarınızın neden yeni yok" Baba Erenler cevap vermiş "Biz kusur görmeyizki örtelim" demiş.

Bektaşi olamıyorsanız en azından mevlevi olmaya çalışında kusurları örtün.

 

 

                  Önce Mevlevi olmaya başlayarak size cevap vereyim.Meşhur bir rubai vardır gel gel ne olursan ol yine gel / bin kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...  Evet bir çoğu ehli tasavvufu anladığını zanneder ve bu sözden farklı şeyler algılar.Tasavvuf yolu haram-helal çizgisine riayet edip, takva boyutuna ulaşmak ve kalbinden masivayı söküp atmaktır.Öyle tövbeni boz sonra tekrar geri gel biz bağışlarız...İş öyle değil!Bu kapı eminlik kapısıdır ve nasuh (kesin) tövbe ettikten sonra ahdinden dönüş olmaz.Bu rubainin net anlamı da budur.Evet Allah’ın güzel isimlerinden biride SETTAR yani ayıpları örtendir.Kullarının ayıplarını örter,esirger bağışlar...O Rahmandır Rahimdir.

 

Ayıp gözetici olmamayı nasıl algılamalıyız?

 

                  Ayıpları gizlemek koca bir toplumun “İslam’ın” reddettiği şekilde yaşamasına göz yummak,onları uyarmamak değildir.Sesini çıkarmayıp seyretmek onlarla bir olmak demek değil midir?Şayet sizin buyurduğunuz gibi biz her şeye göz yumsaydık hak ile batılı ayıran FURKAN niçin indi.Nebiler Resuller ne için geldi.Evliyaların vazifesi ne idi.Bektaşiliğin temel prensibi olan “emri bil maruf nehyi anil münker” değil mi?İyiliği emredip kötülükten men etmek değil mi?Sizin dediğiniz gibi Peygamber doğruyu yanlışı açıkça ortaya koyup insanları uyarmasa idi dinini nasıl tebliğ edebilirdi.Müşrikler nasıl mümin olurdu.

 

                    Bir hadisinde Efendimiz (sav) şöyle buyurur: “sizler ateşe giden kelebekler gibisiniz bense sizin belinizden tutup kurtarmaya çalışan biri misaliyim...Öyle ise onun yolunda gitmeyi arzulayanlar ona benzeme çabası içinde olmalıdırlar.Hacı Bektaş Veli buyurmuyor mu: bir kuyuya haram içki damlasa ve o kuyudan çıkan su ile bir ot bitse ve otu bir koyun yese ehli takva katında o et haramdır..(makalat) Buyurun tasavvufa bu gözlükle bakın.Doğrular çıplaktır ne yen ister ne kefen...

                           

                  Hz.Pirin emrettiği toplumları hor görmeme onları yaşantılarından değil insan hakları,hukuki manada farklı muamelede bulunulmaması gerektiğini bildirmiştir.Varsa yanlış Peygamberin sözüyle elinle düzeltebiliyorsan düzelteceksin,elle düzeltemiyorsan dille yereceksin onunla da yapacak gücün yoksa kalben buğz edeceksin...Müslüman tepkisiz olamaz.İşte Alevi toplumunu bu hale getiren meselelerden biride bu.Din önderlerinin yaşamını fikirlerini Kuran ve Ehlibeyt terazisine çekecek şuuru yitirmiştir.Uyaranlar ise at sineği muamelesi görür...Ne vızıldıyorsun bizi rahatsız etme derler..

 

                  Derviş itikadınca ayıpları görmemek yanlışı dile getirmemek demek değildir.Dervişin hem zahir hem de batini yönü vardır.Zahiri yönü şeriata açıktır Batıni yönü ise hakikate açıktır.Ve her ikisi de HAKTIR.Batıni yönden ayıpları görmemek kendi kusurlarını görmekten takati kesilenin başkalarına bakacak halinin olmamasıdır.Tıpkı mahşerde kendi derdine düşen insanlar gibi çünkü onlar mahşeri hayattayken idrak ederler.Şeriat kapısı daimidir.Derviş zahirde uyarması gerekilen hususlar varsa onları izah eder,açıkça uyarır.Kişisel kusurlardan öte tehlike yaratacak boyutlarda yanlışlıklar varsa toplumun geneli ilgilendiren yanlışlıklar varsa uyarmak ona ve de tüm müminlere farzdır.Hele hele haramı mübah görecek bir itikat belirmeye başlamışsa onun karşısında durmak en büyük değerdir.Kaldı ki bizim belirttiğimiz hususta kişisel kusur olmaktan çıkmış tüm vücuda yayılmış bir hastalığı dile getirmektir.Hastayı düşünen kanser oldun demez ama bademciğinde şişti demez...Kralın çıplaklığını unutup kral çıplak diyeni kınamak ne kadar doğru.Hz. Pir’e olan hitabıma gelince orada bir emir olmadığını gayet açıkça görülecektir.Orada bir dilek bir istek farklı bir şekilde vurgulanmıştır.Oysa ifadelerinize bakarsanız beni kibirlikle suçlamanız ve tepkime yaklaşım tarzınız size ne kadar Bektaşi ne de kadar Mevlevi olduğunuzu...yeniden değerlendirme fırsatı verecektir.

 

                            Salat ve selam Efendiler efendisi , heyecanımız aşkımız Hz.Muhammed Mustafa’ya (sav) ve onun temiz ve pak Ehlibeytine olsun...

 

                  

Yorum (1) Yorum yaz!

HER YIL AYNI MANZARA


19/8/2006 · Kategori: MAKALELER

 

                       

 

                                       Her Yıl Aynı Manzara

 

 

                Yine Hacı Bektaş Veli anma (şenlikleri)!Ve yine aynı manzaralar.İncik boncuk ticaretinin üst seviyede olduğu,halaylarla zılgıtlarla,fıçı fıçı şaraplarla seni karşılıyoruz Hz.Pir..Ağzımız açık külliyeni geziyoruz.Senin ne söylediğin önemli değil eline mikrofonu alan hikmetli sözleriyle bizi zaten mest ediyor.

 

                Hurafe tezgahından alışverişimiz bolca oluyor Kuran’mı ne gerek var ona sayfalarını tek tek sele verdik gitti.Bugün seni şenlikle anıyoruz senin Fatiha’ya da ihtiyacın yok.İkame değerlerle Resulullahı ve o güzel Ali’yi emekli ettik sanırım.Ama seni unutmadık Hz.Pir...şarap fabrikası kurduk ve senin adını verdik Sultanım.Dünya ve ahirette seni onure ettik!

 

                  Sen boşuna söylemişsin: “Ya sen Kuran içre olasın ya da Kuran sende taşra kalmasın.Kuran sözün tutsun.”Biz duyduk kulağımızı kapattık sağırız dilsisiz ve körüz...Bunca rüsvalık sana yakışmaz ey sultan kalk ve terk yurdunu..

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »