Alevilikte Aklın Kavramı
7/10/2008 ·
ALEVİ İSLAM ANLAYIŞINDA AKLIN YERİ
Şöyle bir kevni aleme baktığımızda her yerde Cenab_ı hakkın esmasınının zerreden gökkubeye kadar nakış nakış süslendiğini görürüz.İşte bu alem içinde yaşayan tüm varlıklar yaşamları için gerekli tüm donanımlara sahiptir.İnsan İslam’ın tabiriyle tüm bu canlı varlık içinde eşref-i mahlukat olarak anılır.İnsanın dünya hayatını çepeçevre kuşatan binlerce tür bitki ve hayvanlar içinde en şerefli mahluk olarak anılmasında en büyük pay kendisine verilmiş olan akıldadır.Zira akıl öyle bir donanımdır ki onunla insan kainatı algılayabilir,çevresini irdeleyebilir,yaradılış gayesini çözerek “hakikate giden yolu” keşfedebilir.
Allah insanları aydınlatmak, küntü kenz sırrına vakıf olmalarını sağlamak için elçiler göndermiş ilahi suhuflar ve kitapları da beraberinde indirmiştir.Zira elçiler fanidirler ve öldüklerinde kavimleri yeniden sapıklığa,karanlığa düşmemeleri için birer hidayet kaynağı olarak kitapları bırakmıştır.Biz buna şeriat diyoruz.İşte bu hidayet kaynaklarını yani kutsal kitapları algılamak için Allah insanlara paha biçilmez bir ziynet daha vermiştir ki oda akıldır.İmam Cafer Sadık diyor ki: Allahın kullarına olan hücceti nebilerdir.Kullar ile Allah arasında olan hüccet ise akıldır.(1) Kaldı ki yüce kitabımızın bir diğer ismi ise Furkan’dır.Anlamı doğru ile yanlışı,hak ile batılı ayırt edendir.Öyle ise kitabın baş muhatabı insanın gönlüyle beraber aklıdır.
“İşte bu korkutulsunlar,gerçekten O’nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirim duyurmadır.” (2) Ayette de anlaşılacağın üzere Hakkın gönderdiği bu mesajı ancak her türlü kirden,nefsani tahakkümden sıyrılmış akıl sahipleri idrak edebilirler.Ve onlar ki bu ilme sahip olunca da korkarlar.Zira Allah’tan hakkıyla korkanlar alimlerdir.Hacı Bektaş Veli buyurur ki: Zira kim iman akıl üzeredir.Akıl sultandır ve ten içinde naiptir.Sultan gitse naip nite dura? (3) Evet akıl bedende sultan gibidir,vücudu yöneten ve yönlendiren merkezdir.Bütün bir ihtişamıyla bir saray düşünün ki padişah yok!Padişahın olmadığı yerde vezirin,hazinenin, kumandanın,saray odalarının vs bir şey ifade ettiğini söyleyebilir misiniz?Sultanın olmadığı yere saray diyebilir misiniz? Diyemezsiniz işte bu sebeple faziletliler babası İmam Cafer-i Sadık akıl için şöyle demektedir: “Kendisiyle Rahman olan Allah’a ibadet edilen ve cennet kazanılan şeydir!” (4)
Akıldan kasıt salt bir beynin işlevi olarak görülmemelidir.Bize göre Kuran’ın üzerinde durduğu Akıl;bilgiyle elde edilen yetilerle gönül süzgecinden imbiklenerek süzülen ve insanı yaratıcıya götüren vasıtadır.Bu yüzden Resulullah (saa) “El aklü mizanün lillahi fil ard” akıl yeryüzünde Allah’ın terazisidir demiştir.Yunus Emre ise aklı şöyle tarif eder: Akıl Allah’ın ezeli ışığındandır.Akıl üç türlüdür.Biri dünya düzenini kavrayan aklı maaştır.Biride ahret hallerini kavrayan akl-ı maaddır.Bir diğeride Allahü Tealanın marifetini bildiren akl-ı küllidir.(5) Alevi irfanı klasik tasavvuf anlayışlarından kendini ayıran bir takım özelliklere sahiptir.özünde Ehlibeyt dayalı bir irfan mektebidir.Genellikle tasavvuf ekolleri “ilahi aşkı” merkeze oturturlar ve aklı Muhammedi Hakikate ulaşmada bir perde olarak görürler.Oysa insanı kamilin prototipi olan Hz.Ali (kv) bütün yönleriyle aşk,akıl,ilim vs ön plandadır.Bu sebeple İmamımız (as) “en üstün nimet akıldır” buyurarak kamil insanda aşk ile birlikte aklında önemli bir noktada olması gerektiğini vurgulamıştır.(gurrerül hikem 86)Pir-i tarikat Hacı Bektaş örneklerine şöyle devam ediyor: “ve dahi kavilde iman koyundur akıl çoban,iblis kurttur.Çoban gitti kurt koyunu nitti?” (6) Koyunlar itaatkardır imanda itaat,teslimi rıza ister.İmanın takva boyutuna ermesi,deruni ilimlerle donanması için akla ihtiyaç vardır.Zira akıl tefekkür kapısını aralar.İmanın temel dayanaklarını sağlamlaştırır ve onu her türlü olumsuz etkiden koruyucu önlemler alır.Çobanda öyledir sürüyü güder daha semiz ve sağlıklı olması için başında titizlikle durur ve onu en azılı düşmanı kurtlardan korur.Kurt nefsani arzuları,şüpheyi ifade eder.Sürekli bir tehdit oluşturur.Aklını kullanmayan tefekkür gıdasından mahrum bir iman yıkılmaya yüz tutmuş bir binaya benzer.Bu sebeple Hünkar (ks) akla ehemmiyet vermiş ve onu oturtulması gereken merciye yerleştirmiştir.Ehlibeyt mektebinde dinin kaynakları arasında “Akıla” yer verilmiş olması tüm Ehlibeyt aşıklarını bakış açısını yansıtmaktadır.Şia’yı Sünni ekollerden ayıran temel özelliklerden birinin şer-i delillerde Kuran Sünnet icma ile beraber Akla başvurulmasıdır.Bu son unsur Sünni ekolerde kıyas olarak yerini alır.Benzer durumun Hacı Bektaş ve çevresinde oluşan Alevi irfanında yer alması Aleviliği klasik tasavvuf anlayışından ayırmaktadır.Ner var ki daha sonra Alevilik bir tasavvuf elbisesine bürünmüştür.
Hz.Ali (kv) Sapık yol karşısında doğru yolu sana aşikar etmesi için aklın yeterlidir.(7) diyerek aklını önemini vurgulamıştır.Peki hakikati izhar eden akıl hangi akıl?Gönül mü yoksa akıl mı gerçek rehber?Biz bu konuya farklı bir eğilimle yaklaşıyoruz.Bize göre her şeyin bir zahiri ve birde içi vardır.İşte akıl denen ve tam manasıyla ifade edilemeyen nimetin Batıni yönü gönüldür.Zira salt akıl gibi gönülde muhakeme gücüne,ilmi verileri algılama yeteneklerine sahiptir.Salt aklın süzgecinden geçen tecrübeler gönülde birikir.İşte tertemiz akıl sahipleri denilirken aklın zahiri kirinden arınmış mananın özünü görmüş,basiret sahibi gönül kastedilmektedir.Ehli tasavvuf aklı küçümserken gönlü yüceltmeleri bizce bu sebepledir.Cevizin kabuğu içinin gelişmesi için ne kadar şart ise salt akılda gönül için gereklidir.Bunlar birbirine zıt kavramlar değil aksine tamamlayıcı öğelerdir.Yunus Emre ;Aklın katında yarım gün durmayan (aklına hiç kulak vermeyen) Allah’ın huzuruna kavuşmaya nasıl layık olur.(8) diyerek yukarıda verdiğimiz Şah-ı Merdan’ın sözünü tekrar eder niteliktedir.
Batıni aklın (gönlün) gıdası aşktır,muhabbettir.Şayet gönül bu gıdadan mahrum kalırsa cevizin içi gelişmez ve kabuğun hükmü kof bir halde kuruyup daldan düşmek olacaktır.İşte ehli zahir dediğimiz güruh böyledir.Zahiri akıl beş duyu yolu ile alemi tanımaya çalışır ve varacağı en son nokta ilmel yakîn mertebesidir.Ve zahiri aklın kavrama ve algılama sınırı vardır.Resulullah miraca yükselirken sıtretül münteha denilen yere gelinince Cebrail (as) öteye gidememiş ve Hatem’ül enbiya yolculuğa tek başına devam etmiştir.İşte Cebrail zahiri akıl Hz.Muhammed (saa) ise içsel akıldır.Oysa ki Ahmed-i Muhtar’da hem zahiri ve hem içsel akıl kamil mertebesinde idi.Ve yoluna her ikisiyle beraber devam etti.Zira resullerde ve imamlarda bu denge yeterince vardı ve birbirleriyle çelişmiyordu.Bu sebeple Hz.Ali’nin şu ince sözü bu dengeye delalet eder. “Akıl ve ilim birbirlerine bağlıdır,ne ayrılırlar ne de ihtilaf ederler” (9) Kemalât işte bu bütünleşmedir.İlim zahiri aklın aydınlığı aşk ise kalbin nurudur.Allah her şeyi yerli yerinde yaratmıştır.Kainat mükemmel bir düzene sahiptir.
“ilim düşünmekle makamını bulur
aşkın makamı ise uyumayan kalptir.” (10)
1-Usul-u Kafi cilt –1 sy-41
2-İbrahim süresi 52. ayet
3-Makalat,çev.Aziz Yalçın sy-178
4-Usul-u Kafi
5-Risalethün Nushuyye-sy-108
6-Makalat,Çev.Aziz Yalçın sy-178
7-Gurrerül Hikem,sy-96
8-Risalethün Nushuyye sy-117 Osman Horata
9-Gurrerül Hikem,sy-84
10-Cavidname,M.İkbal sy-69
1 yorum yazılmıştır
Yazan:Pek meraklı | Tarih: 2009-09-30 01:28:56Konu: "Hususi üstadım İmam-ı Ali'dir" diyen size diyor
Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve cemaat! Ve ey Al-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Aleviler! Çabuk bu manasız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan nizaı aranızdan kaldırınız. Yoksa, şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birbirinizi diğerinin aleyhinde alet edip, ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlup ettikten sonra o aleti de kıracak.
Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan, uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mabeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz'i mes'eleleri bırakmak elzemdir.
Bediüzzaman Said Nursi
Lem'alar, s. 32.
Bağlantı » »