İmam Hüseyin İlim ve Kültür Derneğinde Yapılan Konuşma Metni

18/3/2009 ·

                                       Eüzü billahhiminneşşeytanirracim

                                               Bismillahirrahmanirrahim

 

 

            Allahümme salli ala seyyidina Muhammed ve ali Muhammed…Salat ve Selam İki cihan güneşi Muhammed Mustafa’ya ve Ehlibeytine olsun…Alemlerin Rabbine hamd olsun ki bizi onlara taraftar ve takipçi kıldı.

 

            Bugün burada Ehlibeyt yoluna hizmetleri olacak alim,arif ruhların yetişeceği güzide bir müessesenin açılışı için bir aradayız.Bu güzel anı birlikte paylaştığımız için hepinize teşekkür ediyor hoş geldiniz diyorum.

 

            Öncelikle şunu belirteyim ki din hususunda söz sahibi biri olmadığım gibi, bu tür konuşmalara alışık olmadığımdan heyecanımı bağışlamanızı dileyerek İmam Hüseyin’in (a.s) ilmi ve şahsiyeti ile ilgili olarak birkaç hususa değinmek istiyorum.

 

            İmam Hüseyin (a.s) her yönüyle tarihe,vicdanlara, manevi hayatımıza mal olmuş üstün bir değer,insanlık alemi için unutulmaz bir rehberdir.Belki onu anmak ehlinin dilinde saatleri,günleri alabilir,bizim sözümüzde tekrardan ibaret olsa da O’nu tekrar etmek ne kadar çok güzeldir hepiniz bilirsiniz…

 

            İmam Hüseyin’in ilmi,takvası,tüm ruhi güzelliğinin kaynağı İlahi Kelam’da sabittir.Onu hem Kuran hem de Resulullah övgüyle methetmiş ve müminleri bu konuda uyarmışlardır.Hepinizin bildiği gibi Kuran-ı Kerimin Ahzap Süresi 33. ayetinde mealen Cenab_ı Hak “ ey Ehlibeyt Allah sizden günah kirini gidermeyi diler..” buyurmaktadır.İşte hepsi birer hidayet kaynağı olan Ehlibeyti Allah her türlü günah kirinden,hile ve desiseden korumuş onları üstün bir ilimle donatarak kendi miğferi altında onları muhafaza etmiştir. Hem Ehlibeyt kaynaklarına hem de Sünni kaynaklarda tevatüre varan hadislere göre Ehlibeytten kasıt Hz.Fatıma, İmam Ali,İmam Hasan ve İmam Hüseyin’dir..Yine bir başka hadisinde “Benim Ehlibeytim Nuh’un gemisi gibidir..” “Ben size emanet olarak iki şeyi bırakıyorum.Biri Kuran diğeri Ehlibeytimdir” diyerek müminleri kendisinden sonra sapmayacakları bir istikamet olarak Ehlibeyti adres olarak göstermiştir.Tüm bu işaretler doğal olarak İmam Hüseyin içinde geçerlidir.O hayatı boyunca İmamet makamının yüklediği sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirmiş,her zaman müminlerin sığınağı,muhtaçların gizli eli,zulmün korkulu rüyası,Peygamber kokusunun üzerine sindiği reyhan,ariflerin aşık olduğu bir cemal olmuştur.O Resulullah’tan sonra Kuran’ın tevili,gerçek sünnetin ayakta durması ve gelecek nesillere aktarımı konusunda sancağı düşmeyen bir kale olmuştur.O elbette gönüllere şifa olan dudaklarda “cennet gençlerinin Efendisi olacaktır…Sırça gönüllerin sarayını kül eden bir kibrit gibi sinelerimizi her sabah tutuşturup duran İmam Hüseyin’dir… Hafızın dediği gibi

 

                        Güzelliğinin pertevi ezelde tecelli edince

                        Aşk meydana geldi,bütün alemleri ateşlere yaktı….

 

İmam Hüseyin’in (a.s) önemli özelliklerinden biri de onun güçlü bir irade ve sarsılmaz azim,istikamet ve karara sahip olmasıdır.Onun Kerbela yolculuğuna çıkarken şu sözü nasıl bir yüce ruha sahip olduğunu gösterir. “Şüphesiz ben, ölümü saadet ve zalimlerle yaşamayı ise alçaklık görüyorum…” O zamanın İmam’ı olduğu için Resulü Ekremle gelen tüm değerlerin müdafaasını üstlenmiş “batıl olana karşı Kuran’ı Natık olarak cevap vermiştir.İşte bu sebeple  İmam (as), o seçkin nurlu ailesi ve dostlarıyla, yeniden ruhlara Muhammedî tavrı zerk etmek için şeref ve yücelik meydanına,izzet makamına büyük bir aşkla atıldı  Kerbela büyük bir mekteptir; iradeyi, azameti,sabrı,cihadı,teslim-i rıza olmayı,aşkı,davaya bağlılığı öğrenmek isteyen ruhunda her defasında Kerbela’yı yeniden yaşasın.

 

İmam Hüseyin bu keder ve kahramanlık dolu mücadelede evlatlarını dostlarını gözünün önünde budandığını görmüş buna rağmen pes etmeyerek mücadeleye devam etmiştir.Saçları ağartan bu manzarada Sabır dile gelseydi İmam Hüseyin’den başkasını anlatamazdı herhalde. İşte bu nefis perestlerin tamah ettiği değerlerle ve dünya ile alay etmiş;şehit olurken Lat Menat ve Uzzaya babası gibi keskin darbeler vurmuştur.Anlattıklarına göre düşmanların okları onların üzerine yağdığında, dostlarına hitaben şöyle buyurmuştur: “Allah size merhamet etsin, kendisinden kurtuluş olmayan ölüme doğru kalkın Şüphesiz bu oklar, onların size olan (ölüm) elçileridir…”Kendisine gelen davet ötelerden geliyordu ve bu davet geri çevrilemezdi…

O belagatta ayrı bir meziyete sahip,Hak olanı çok açık sözle her yerde haykırırdı. Âşura günü ailesini ve dostlarını toplayarak, basiret üzere olmaları için yarın kendisiyle birlikte olanların hepsinin öldürüleceğini onlara bildirmiş ve gitmek isteyenlerin, gecenin karanlığından yararlanarak dağılıp gitmelerini istedi İmam (as), hakkın binasını omuzladı ve hakkı ayakta tutarak batıl yollarla mücadele kanalının kapanmasına engel oldu.Ondan sonra çeşitli sebeplerle de olsa birçok ayaklanma Emevi ve Abbasilerle mücadele söz konusu olmuştur. Kuran’ı işine ve çıkarlarına göre tevil eden haram sofralarda bağdaş kurmuş alim kılıklılar Ulul emre itaat ediniz… diye diye gaflet içinde,tepkisiz bir ümmet yaratmaya çalışmışlardır.İşte İmam’ın bu hareketi Kuran’ın gerçek yorumuna konulmuş fiili bir şerhtir.

 

Halkı aydınlatırken onların seviyesine inen,şefkatle ve sabırla dini ve içtimai hususları bir eğitim bilimci misali aktarırdı.Bununla ilgili eserlerde aktarılan bir olay vardır.Yaşlı bir sahabenin yanlış abdest alması üzerine abisi İmam Hasan’la birlikte bu yaşlı sahebeye yaklaşarak hangimiz daha doğru abdest alıyoruz lütfen bizi düzeltin buyururlar.Olayın olduğu dönemde İmamlarımız 8-9 yaşlarındadır.Yaşlı sahabi bakar ki alınan abdestler tam tekmil doğru,kendisinin aldığı abdest yanlıştır.İşte Rabbani bir eğitmenin metodu…İmam güzel ahlak ve fazilette de Resulullah’ın tavır ve durumunu yansıtıyordu,O’nu görenler Resullah’ı seyreder gibiydiler. İmam (as) bu özellik ve faziletle tanınmıştı Rivayetlere  göre İmam (as), fakirlere gizlice yardım eder, fakirlerle kaynaşır, onlarla bir arada oturur,sofralarına konuk olur,onlara itibar edip ve onlara iyilik ve ihsanda bulunurdu.Cömertlik,tevazu denildiğinde ilk akla gelen işte o gönüller sultanıydı…O azameti ve şecaati karşısında Hür gibi titreyenlerin önderiydi…

 

            Konuşmamı bitirmeden bu Müessesenin gayesine de uygun olarak Alevi İslam inancının mevcut durumu hakkında birkaç tespitte bulunmak istiyorum.Bilindiği üzere Türkiye’de Alevi toplumu ayrışma noktasındadır.Bir grup Aleviliği İslami bağlarından koparmak ve ateist zemine çekmek için çaba sarf etmekte güçlü bir yayın organı,dernekleşme süreciyle zehrini pompalamaya devam etmektedirler.Bunların gayesi Alevi toplumunun zihninden İslam’a dair izleri silerek eski Anadolu uygarlığına bağlamaktır.Dolayısıyla çok tanrılı dinlere sahip olan Luvi ve Hitit uygarlığına Aleviliği monte etmek ana gayedir.Önemli yazarları şöyle demektedir: “Biz ne zaman Kerbela’yı zihinlerden silersek amacımıza o kadar çabuk ulaşırız..” İşte değerli dostlar İmam’ın cihadı devam ediyor…İkinci grup ise kültürel bir takım öğeleri özellikle füru dinin yerine ikame etmektedirler.Bunların tahribatı daha büyüktür zira bu tür insanlar Kuran’ı keyfiyetlerine göre tevil ederek yanlış itikatların temelli yerleşmesine sebep olmaktadırlar.Üçüncü ve kutlu yol Kuran ve Ehlibeyt çizgisidir.Onu da burada bulunanların gözlerinde okumak mümkün. Sayıca az olmamız bizi ümitsizliğe düşürmesin.Ne diyor Kuran; İbrahim tek başına bir ümmettir…Nerede olursak olalım güzel yaşantımızla Ehlibeyti temsil etmeye çalışalım.Tek kişilik bir ümmet olmaya çalışalım…Ama yeri geldiğinde bir araya gelip güç birliği yapmak,istişare de bulunmak,yersiz kaygılarımızdan ve çekişmelerimizden uzak Ehlibeytin sevgisi ve istikameti doğrultusunda bir araya gelelim…Organize olalım,değirmen taşının altına elimizi değil başımızı koyalım…Sözlerime son verirken bu topraklara,bu bayrağa bağlı Anadolu insanının sevecen,mert ve ahlaklı çehresine uygun;İmamlarımızın izinde Rabbimiz bize güzel bir yaşam vermesi ümidiyle bir şiirimle sözümü tamamlıyorum.Tekrar beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.

 

sen zamansız düşen yaprak gibi

asırlık hüznümü rüzgarla Süleyman'a götürdün..

merhemsiz hicranımı sundum Lokmana

akıttın didemden yaşımı;beni Rahman'a götürdün...

 

Yusuf'un kokusu Yakuba uzaktan gelir

delindi ciğerlerim düştüm firkat kuyusuna

her bir güzelliğin ya Hüseyin;Mustafa'dan gelir

yakıp yüreğimi beni Rahman'a götürdün..11.03.2009

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »